14 Eylül 2012 Cuma

Dördüncü Ekvador gününde “abla” grubu, Chimborazo Ulusal Parkı üzerinden Riobamba’ya giderler.


20 Ağustos 2012 sabahı kahvaltı öncesi, Rumipamba de las Rosas çiftlik otel bahçesi gezilirken rastlanılan Business Center duvarına yerleşmiş iki camekândaki bebek evleri, çocuksu neşesi hiç eksilmeyen pedagog teyzeyi çok heyecanlandırır. Oteli yoldan ayıran duvarını değirmen taşlarının süslediği geniş alan, oyuncaklar yanı sıra minyatür dönmedolap, 1 m.ye yakın taşlarıyla satranç alanı, gösteriye pek meraklı devekuşu, çok zengin kaktüs bahçesi ve sergilenmekte ‘51 Chevrolet ile ‘29 Ford’u barındırmakta. Grup ayrılma hazırlığındayken “abla”nın, –ailenin seyahat gurusu- küçük kız kardeşi lobide, koca kütüklerle bir boğanın ayağından mamul sehpaları, yarı yarıya ahşap ve hasır kaplı duvarları, eski borazanlar asılı şömineyi fotoğraflamadan edemez. Geride bırakılan San Migel de Salcedo, Cristian’ın demesine göre “Dondurma yapımıyla ünlü… Ekvador’un en aktif volkanının bulunduğu eyaletteyiz; sarı, turuncu, kırmızı üç aşamada izlenen volkanı meraklıları yüksek noktalara tırmanıp gözler.”

İçinden geçilen, evleri parlak renkli Ambato Kasabası, “Adını, sonradan yok olan siyah endemik bir kurbağadan almış; çiçekleri, meyveleri ünlü.” Cristian, Şubat’ta yapılan, İspanyollarla mücadelede dökülen kanı temsil eden –karadut, ahududu benzeri- blackberry, blueberry meyvelerinden yapılan Colada Morada’nın içildiği, çiçeklerle bezeli geçit töreninin yapıldığı çok renkli festivalden söz eder. 2 Aralık’taki Ölüler Günü’nde ise mezarlıkta çiçeklerini koyduktan sonra mor mısır unu, babaco, narenciye, passion fruit, tarçın, ananas, çilekle de yaptıkları bu içkiyi bebek şekilli çörek yanında içerlermiş.

Akıllı sayaçlı, su depolu küçük evinin odalarının açıldığı, bir köşede güzel köpeğiyle Siyam kedisi uyuklayan tertemiz küçük avlusunu dolduran grubu, eşi, kızı ve torunuyla, güler yüzle karşılan yerel sanatçı Alonso Pilla, geçmişten bu güne gelen, değişen şartlara direnerek korumaya çalıştığı Salasaca kültürü hakkında bilgi verir. Oğlu Quito’da bir şirkette çalışmaktadır, torununa verdikleri iki isimden Sisa dağlardan, diğer isim –geleneksel- Ayahuasca ise Amazon’dan; geniş toprakları hatırlatmak üzere konmuş.

Geleneksel giysileriyle -dokunması iki yıl süren siyah yün ponçosunun altında çizgili, incecik motifli biyelerle süslü beyaz gömlek, pantolon ve motifli bantlı sandalet-, grubun karşısına çıkan Alonso, -omzu koyu pembe yün şallı, beyaz gömleği yedi renkli çiçek işlemeli, boynu ucundan güneş sarkan el yapımı kırmızı-turuncu seramik boncuklarla süslü, elinde, ucunda bir yün topağı, motifli dokuma bel kuşağına taktığı öreke ve 9 ayda dokunmuş siyah yün uzun etek- karısı ile kendisinin şapkaları altından sarkan uzun saçlarını gösterir. İki koyundan ancak bir adet çıkan, motifli bantla süslü sert ağır küçük şapka tepede durarak hem denge sağlıyor hem de -çukuru içe bakar şekilde tutulup savrulduğunda- silah olarak kullanılıyor. “Çok iyi ısıtan yün dokumaların pazarı yok, üretimi çok zaman aldığı için ihtiyaç kadar dokunuyor ve sadece erkekler tarafından…”

Çektiği çuval üzerine oturan Alonso, beline geçirdiği kayışla gerdiği, kabaca iki kalın kütüğe ekli yatay daha ince bir sopadan ibaret alçakgönüllü tezgâhında, dört parmak genişliğindeki gitar askısını, iki ayrı genişlikteki tahtayla sıkıştırıp incecik renkli ipleri bir ileri bir geri alarak, aralarına Hıristiyanlıktan motiflerin de karıştığı, -daha çok yaşamları konulu- mısır, akbaba, yılan, maymun motifleriyle dokur. Bunca emeğe tanık olan “abla”, el dokuması çanta, bileklik, kemer, sandalet… dolu küçük dükkândan cüzdan alırken verdiği 15 USD için pazarlık etmeye utanır.

Açılmakta olan Salasaca Pazarı’nda alışverişi, karlı zirvesi bulutlar arasında bir görünüp bir kaybolan Chimborazo’ya yolculuk izler. 4000 metrelerde yaşayabilen, etinden çok değerli yünü için beslenen sayıları az, zarif vikunya sürüsünü fotoğraflamak için “çok hızlı hareket etmeyin” uyarısıyla sert rüzgârda tepeye yürüyenler “çok soğuk!” diye titreşerek dönerler, yeniden yola çıkılır.

Bir iki basit bitkinin bulunduğu kumlu arazide pahadan yapılmış birkaç ev; Lama, alpaka ve vikunya aynı aileden…” diye anlatır Cristian, “Alpakanın kalın tüyleri alnını gözüne dek örter, Lama ile karamel, beyaz renkli vikunyanın yüzü açıktır. Burası Ulusal Park olduğundan başıboş yaşarlar.”

Kahverengi baba, beyaz annesiyle bebek alpaka fotosu için Vincent arabayı durdurur. İnenler bu defa “Açaçay! Açaçay!” diyerek dönerler.

Yamaçlar arasında, kuytuda, dağcıların konakladığı dağ evlerinden birine öğle yemeği için giren grup, birkaç basamakla inilen, zevkle döşenmiş, yerel motifli iri yastıkların sıralandığı ahşap sıraların çevrelediği yeni yakılmış şömineye yanaşır. Duvarlar tırmanma gereci, kazma, halat, kancalarla, mutfak cephesi matara, keçi ayakları, kamçılarla süslü; salonun alınlığında geyik boynuzları dal budak salmışken dağa nazır diğer duvar boydan boya cam. Geride tüm haşmetiyle Chimborazo Volkanı.

Soğan çorbasının üşümüş grubun içini ısıttığı, Küçükkuyu’dan –tesadüfen- komşular masasının sohbet konusu işletmeciliğin incelikleri, yeni yöntemleri.

Yolculuk gökyüzünde, grubun detaylarını sonradan öğreneceği, yanardağ küllerinden bulutlar eşliğinde sürer.

“Chimborazo eyaleti başkenti, Sultana des los Andes (Andların Sultanı) diye anılan Riobamba’dayız” der Cristian, “Merkez Mestizo; yöre halkı İspanyollarla karışmamış yerlilerden oluşur. Altın peşinde dolaşan İspanyol yerleşimcilerden biri burayı bulduğunda Quito sanmış… 2800 metredeyiz, Quito’daki gibi.”

Araba konaklamak üzere, geniş alana yayılmış Abraspungo Hacienda’ya girer; “abla” ile ortanca avludaki koskoca biber ağacına bakan bir duvarı cam odalarında tam bavullarını açacakken, rehberin “yanardağda faaliyet!” haberiyle bahçeye uğrarlar. Yaklaşık 60 km uzaklıkta olmasına karşın ne olsa tedirginlik yaratan, sonradan 18 km. çaplı alanın boşaltıldığı haber alınan, karanlıkta kırmızı alevler saçan Tungurahua Yanardağı*, kendileriyle birlikte diğer turistler tarafından fotoğraflanır.

İki müzisyenin enstrümanlarıyla And Dağları’nın doğal seslerini salona taşıdığı güzelim müzik eşliğinde, şömine önünde yenen yemekte fark edilen; görülen o ki yanardağ faaliyeti otelde, yaşamın akışını hiç etkilememiş.

Colada Morada görselleri:

Salasaca kültürü görselleri:

Chimborazo görselleri:

Tungurahua Yanardağı haberi:

Hiç yorum yok: