24 Aralık 2017 Pazar

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 20

Akaşa Yayıncılık'tan çıkmış Onikinci Kryon kitabı YENİ İNSAN, İnsanlığın Tekamülü, özellikle 30 Eylül - 6 Ekim 2015 tarihlerinde Kryon'un İsrail Turunda verdiği On Üç Mesaj, "abla"nın kafasını kurcalayan bir çok soruya derin yanıtlar verir: Bunlardan biri İsraillilerin neden, ne için "seçilmiş" oldukları sorusudur; Kryon onların Dünyaya Tek Tanrı anlayışını sunmaları için seçildiklerini bildirir. Öyle ki bu büyük görev şimdi de bu halkı, göbeğinde yaşadıkları onca nefrete karşın barış için çabalamaları gerekliliğine hatta zorunluluğuna taşır.

Kitaptan, aralarında Kryon'un İstanbul seminerine atıfta bulunduğu ilginç bazı bölümler:

Sayfa 210'dan: "...Dünya tarihinde, bugün kullandığınız elektrik bir adam sayesinde elde edildi. Şimdi bunu iyi dinleyin, çünkü bu tüm mesajın esasıdır: Halen kullanılan elektrik türü olan alternatif akımı bir bilimciler kurulu icat etmedi. Onu, elektriği inceleyen bir üniversite bilim grubu icat etmedi. Bir adam bu dünyaya Akaşik bir amaç ile geldi. O, sadece bu amaçla, doğru zamanda doğru yere gönderilmiş olan bir ruha sahipti. Hatta onun yapabileceği şeyler sınırlanmıştı ve o keşfedip geliştirdiği diğer şeyleri sürdüremediği için hayal kırıklığına uğramıştı. O, hedeflerine erişemediği hissiyle mutsuz olarak öldü. Evet, Nikola Tesla bu dünyaya tam zamanında gelmişti ve o öngörülemeyen bir etkendi..."

Sayfa 215'den: "...Bu yer, insanlığın dualitesini temsil eder. O, kendinizi yok etme seçimini temsil eder ve daima insan ırkının geleceğinin bir parçası olmuştur. Siz İnsan ırkını yok etmeyi dört kere neredeyse başarıyordunuz! Bu, bilinen tarih değil, bilinmeyen tarihtir. Siz tarihi ne kadar bildiğinizi düşünürseniz düşünün, bu tarihten önce de büyük bir tarih vardı. Ama sevgili varlıklar, bunun son şansınız olması gerekiyordu ve birden kehanetler ortaya çıkmaya başladı.

Mahşer Savaşı burada meydana gelecekti.... Bu, dualitenin, insanlığın sonunun, asla görmediğiniz ölçekte ölümlerin merkezidir.

Benim partnerimin yaşam sürecinde bir çokları kitlesel yıkım silahlarına ulaşabilir hale geldiğinden, kehanetler üzerinde odaklanılmaya başlandı. Dünyanın iki süper gücü Mahşer Savaşı için hazırlanmaya başlıyordu. Bu 3B tarihidir ve hiç de ezoterik değildir. Bu süper-güçler, çok uzun olmayan bir zaman önce, elli bin nükleer silahı birbirlerine doğrultmuşlardı ve Dünya Mahşer Savaşı'na hazırdı. Kehanet buydu ve şimdi siz bu yerin o kehanetle aynı adı taşımasının neden mantıklı olduğunu biliyorsunuz. Çünkü nihai dünya savaşını başlatacak olan çekişme noktası İsrail'deki sorunlar olacaktı. Mahşer Savaşı'nı başlatacak olan buydu. İsrail ile yapılmış olan antlaşmanın yükümlülükleri Birleşik Devletleri işe karıştıracaktı. Bu yükümlülükler, Sovyetler Birliği'nin antlaşmanın yükümlülüklerine aykırı olacaktı. Bu sürecin nasıl işlediğini bilirsiniz; siz bir bomba attığınızda tüm bombaları atmak zorunda kalırsınız. Savaş böyledir ve daima böyle olmuştur. Siz bir savaşı hemen kazanacak vasıtalara sahip olduğunuza inandığınızda, sınırlı ölçekte bir savaş yapmak çok zordur. O ya tam savaştır ya da değildir. O ya yaşamdır ya da ölümdür sevgili varlıklar, siz şu anda ölümün içinde oturuyorsunuz. Lütfen dinlemeye ve okumaya devam edin. Bunun nasıl mantıklı gelmiş olduğunu görüyor musunuz? İsrail'deki sorunlar nihai savaşı yaratacaktı ve bu yer "sıfır noktası" idi. Ya da öyle miydi?..."

Sayfa 217'den: "...Savaşın tek yol olarak görünmesi bir başka kölelik türünü temsil eder ve siz en sonunda bu düşünce köleliğinin eski topraklarından kurtulacaksınız. İnsanlar, en sonunda, savaşın geçmişe ait, çirkin ve asla çözüm oluşturmaz olarak görüleceği bir bilincin Vaat Edilmiş Topraklarına, yeni ve tekamül etmiş bir insan doğasına erişeceklerdir!

En sonunda, dünyanın bilgeliği savaşın savaşa yol açtığını, bunun bir hastalık olduğunu ve asla bir çözüm olmadığını anlayacaklardır. Sevgili varlıklar, eğer bu dünyadaki herhangi bir savaş çözüm olsaydı, başka bir savaş olmazdı, oysa savaşlar devam etmektedir.

Siz yavaş yavaş, yeni düşüncenin Vaat Edilmiş Topraklarına giriyorsunuz..."

Sayfa 219'dan: "...Maya halkı (ve diğerleri) beş bin yılı aşkın bir zamanı kapsayan uzun bir takvim yaratmışlardı ama o takvim 2012'de sona erdi. Eğer insanlık 2012 Aralığı'ndaki eşiği geçerse diye, yıllar önce (Ekinoksların Presesyonu'nun yeni bir döngüsünün başlangıcında başlayacak olan) yeni bir takvim yaratılmıştı. Maya takvimi kehanetine göre, eğer insanlık kendini yok etmeden önce o eşiği geçerse, bir Mahşer Savaşı olmayacaktı. Sizin ayrıca takvimi de yeniden başlatmanız gerekecekti. Bu İnsan bilincinin takvimidir..."

Sayfa 224'den: "...Şimdi bir başka konuya geçelim. Ben tarihten söz etmek istiyorum. Size, hepinizin işitmemiş olduğu bir bilgi vermek istiyorum: Dünyanın belirli bölgelerinde bu çok iyi bilinir ama burada o kadar iyi bilinmez. Bu bölgede, siz bölgenin tarihi le dolusunuz. Bu bölgede yaşamış olan peygamberlerle dolusunuz, daha fazla bir şeyle değil. Siz, benim şimdi söyleyeceğim şeyin farkında olmayabilirsiniz. Daha büyük bir tablo vardır ve ben onu özümsemenizi ve anlamanız istiyorum. Gidip onu araştırmanızı istiyorum, çünkü o Kryon'dan kaynaklanmadı. Ben size asla işitmemiş olabileceğiniz bir tarihi ve kehaneti sunacağım.

Biz İstanbul'dayken,* "Dünya'nın Bilinmeyen Tarihi" başlıklı bir mesaj sunduk. Biz bu mesajı orada sunduk, çünkü bölgede ve onun civarında, tarihçilerin anlayamadıkları, var olmamış olması gereken kültürleri, asla görülmemiş olan dilleri (çivi yazılarını) içeren yerlerle ilgili bir çok yeni keşif yapılmıştır. Sizin düşündüğünüzden çok daha eski bir tarih vardır. Bu bölgede bile, sizin düşündüğünüzden daha eski bir tarih vardır. Biz, Sümerlerden söz ediyoruz. Sümer Uygarlığı aslında dokuz bin yıldan eskidir ve bu bölgede var olmuştur. Gidip onu da araştırın.

Sevgili varlıklar, Lemurya denen yerden gelmiş olanlar, bu dünyada otuz bin yıldan daha eski olan bir Akaşa'ya sahiptirler. Şimdi, bu bölgede yaşayıp da bu mesajı dinleyenler, kanalı kapatmayın. Ona bir şans verin. İnsanlığın sizin düşündüğünüzden çok daha uzun bir zamandır burada olduğunun kanıtları vardır. Öyle ki bu bölge onun yanında genç kalır!

Aborijinler kadim yerli halktır. Biz yerli sözcüğünü tekrar tekrar kullanacağız. O, bir bölgedeki orijinal İnsan anlamına gelir. Yerliler, ilk halklar. Onların çoğunun bir ülkesi yoktur. Onların bir ailesi, bir kabilesi ve -sizin işitmemiş olduğunuz, onların kimliklerini temsil eden- kabilesel adı vardır. Aborijin halkının otuz bin yılı aşkın bir zamandır kendi toprağında bulunduğu belgelenmiştir. Çünkü o zamanlar orada fatihler yoktu. Avustralya tecrit olmuş bir kıtadır ve hiç bir şey ona dokunamamıştır. Onlar dışarıdan gelenlerle savaşlar yapmamışlardır. Böyle bir şeyi hayal edebilir misiniz? Avustralya hükümeti kendi yerli halkının bu kadar eski olduğunu belgelemiştir. Bu yerli halk otuz bin yıldır oradadır.

Bu da, İbrahim doğduğunda, Aborijinlerin kendi uygarlıklarında en az yirmi bin yıldır yaşıyor oldukları anlamına gelir. Bana inanıyor musunuz? Sizden bunu da araştırmanızı istiyorum. Bunu kendiniz araştırım ki size söyleyeceğim şeyi anlayabilesiniz. Sümerler daha yeni ortaya çıkarlarken bir yerli halkın yirmi bin yaşadığı bir kıta varken, nasıl olur da Sümer uygarlığı dokuz bin yıl önce uygarlığın başlangıcı olabilir? Bazılarınızın henüz işitmedikleri kehanetler vardır ve onlar bu dünyadaki ilk insanlardan gelmiştir. Bu kolektif bir kehanettir. Kolektif kehanet, o kehanetin farklı bölgelerde yaşamış ve birbirleriyle asla karşılaşmamış olan yerli kabilelerden kaynaklandığı anlamına gelir.

On bin yıllık aynı kehanetin, her iki taraftaki orijinal yerli halklar tarafından bilindiği yakın geçmişte keşfedilmiştir. Tekrar soruyorum: Siz Maya takvimini işitmiş miydiniz? Bir çoğunuz işitmediniz. Bazılarınız "O çok uzaktaki putperest kültürdeki gizemli bir şeydir" diyeceklerdir. Onlar putperest değillerdi! Onlar Tek Tanrı'ya -sizin bu bölgede yaptığınızdan farklı biçimde- inanıyorlardı. Onların Tek Tanrısı, tüm canlılarda merkezlenen Yaratıcı Kaynak idi. Her şey tek bir kaynaktan gelmişti ve onlar bunu biliyorlardı..."


 
*Kryon İstanbul Semineri, 11 Nisan 2015 Cumartesi, Bilinmeyen Tarih başlıklı Kanal Seansı Çevirisi:http://senbilirsinablablogu.blogspot.com.tr/2015/05/abla-nisanda-katldg-seminerin-bant.html

11 Aralık 2017 Pazartesi

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 19



2004'te, çocukluğunun odasını gelin odasına çevirdikleri kızını evlendirdikten bir yıl sonra ikilinin ekonomik olgunluğa ulaştığına hükmedip "yavaşlama" niyetiyle taşraya göçen "abla"nın, 1983'ten beri yaşadıkları evi, torunun doğumu sonrası giderek yetmez olur. 

Ülkenin hal ve gidişinden tedirgin küçük aile, "çocuğu nerede büyütsek, oraya mı, bu yana mı göçsek?" diye düşünürken, sonunda, daha geniş bir ev buldukları -"abla"nın neşeyle saptadığı üzere, Okmeydanı yakınlarından, zamanında, Okçular Tekkesi'nden atıldığı rivayet edilen oklardan en uzağa düşenini işaretleyen- nişan taşının* az ötesine taşınırlar.

Her iki evin konumunun benzerliği, iki ünlü hastanenin yanı başında olmakla kalmaz; hemen hemen aynı mesafede, teneffüslerde aynı anonsları tekrarlayan bir okul ile çok daha yakın bir de cami vardır.

Şehrin yaşamının göbeğinde olmayı isteyerek seçmiş damat ile kızı, eski ama bakımlı, çepeçevre güneş gören köşe dairenin pencerelerinden sızan, şehir, trafik, fazladan hastane trafiği, birbiri ardı sıra aralıksız geçen uçakların gürültüsüne fazlaca tepki göstermezler. 

Cami hariç; gecenin en karanlık, şafağın en yakın olduğu saatte, yan odadan gelircesine yakın, davudî sesle güzel makamla okunmasına karşın, -eskinin alçakgönüllü yayınını "abla"nın çok özlediği- yüksek perdeden ezan, küçük aileyi tam kadro ayağa diker, böylece bir ihtimal yeni komşularını da... 

"Hayya alessalah, Hayya alessalah (Haydin namaza) Hayya alelfelah, Hayya alelfelah (Haydin kurtuluşa)"* 

Büyük dinlerin sonuncusunun inananlarının, günde beş kez kurtuluşa davet edilişinin, bu denli yüksek perdeden yayınını, özellikle sabahın o saatinde ne yazık, davetten ziyade tehdit, sindirme, şantaj neredeyse terör olarak algılayan "abla" umutsuz değildir; her şeyin enerjinin bir biçimi olduğunu, bir yerde bir yığılma, aşırılık varsa bunun eninde sonunda dengelenme amacıyla tersine döneceğini kavrayalı, her şeyin bir zaman sorunu olduğunun bilincindedir.


13 Ekim 2017 Cuma

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 18

Siyah beyaz filmi Pi'yi üç kez görerek kendi çapında bir rekor kırmış "abla", sonraki Darren Aronofsky filmlerinin izlediği kadarıyla, -hayran olduğu ve işlediği konu açısından en iyilerden dediği, müziğiyle de unutamayacağı- Bir Rüya İçin Ağıt, -derin, ruhsal mesajı ile yeri ayrı- Kaynak, -başrolünde, Angel Heart'taki masum güzelliğine epey uzak düşmüş olsa da her dem hayranı olduğu muhteşem Mickey Rourke ile- Şampiyon, -emsalleri arasında yine en iyilerden biri- Siyah Kuğu ve -kutsal kitapların vazgeçilmez ortak hikâyesine farklı bir yorum- Nuh'un Gemisi ile yönetmenin adını, zamanının en önemli yönetmenlerinden saydığı Lars von Trier yanına yazmakta gecikmez.

İnsanın dışından çok içine bakan, dışarının içeride yarattığı hasarı incelikle konu eden Darren Aronofsky'nin son filmi Anne!: Filmekimi'nde küçük kız kardeşinin görüp, "sakın evde izlemeye kalkışmayın, ses düzeni iyi bir sinemada hakkını vererek," önerisi üzerine "abla", İstiklâl Caddesi üzerinde, kahve markalarının işgalindeki girişi ferah güzelim binasının henüz neredeyse dörtte üçü boş AVM Grand Pera'nın, sinema salonlarından birinde yerini alır.

Film hakkında ne kız kardeşi ne de kızının anlaşılır bir şey söylemediği, sağda soldaki anlatımların ise yanlış biçimde "birbirine aşık mutlu çiftin, bir yabancının gelişiyle ile altüst olan yaşamları" klişesiyle gerilim, korku türüne -büyük olasılıkla yanlış- yönlendirdiği izleyicinin deneyimlediği, çok önemli bir film ötesinde, "abla" ya göre bir tür inisiyasyon.

İlk yarısı, sevdiği adam için her şeye razı, kendini vakfetmiş genç kadının, tüm -onu kendine saklama- gayretine karşın şairin yaratıcılığının, egosunun "beslendiği" hayranlarının, hayatlarını işgal ettiği "görece" sakin filmin ikinci yarısı şiddet yüklüdür. "Abla"nın festivaller boyu bir kaç filmini izlediği Peter Greenaway'in Macon Bebeği filmini anımsatan hazmı zor sahneleri Naziler, toplu cinayetler, protesto eylemleri izler. Bir tür şiddet antolojisi halindeki ikinci bölüm bu haliyle, son zamanın ezoterik niteliği gereğince, izleyicilerin duygusal bedenlerinin diplerine bastırıp tıkıştırdıkları bu tarz tüm travmalarının çözülüp temizlenmesi amacı taşıyor olsa gerek.

Tanrı'nın parçasını içinde taşıdığı, Tanrı'nın diğer parçalarını içlerinde taşıyan tüm insan kardeşleri gibi kurtuluşunun kaynağının kendisi olduğu bilincinde "abla"ya göre Darren Aronofsky muhteşem mesajlarıyla eski zaman evliyalarının modern bir versiyonu.

7 Ekim 2017 Cumartesi

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 17

Bir önceki doğum gününde kız kardeşlerinin verdiği parayla bir kucak kitap almış "abla", kışı geçirmek üzere Kuzey Ege'deki evini geçici olarak kapatırken, haliyle, o güne dek okuyamadığı kitaplarını geride bırakır. 

İstanbul günleri başında girdiği kitapçıdan bir kaç kitap almak için ezoterizm, bilimkurgu ve polisiye raflarını taradığı sıra "abla"nın, yazarın adı -H. P. Blavatsky- tanıdık geldiğinden eline alıp arka kapağına göz attığı, Mitra Yayınları'ndan Mavi Dağların Halkı, okuduğunda çok ilgisini çeker.

Çağının çok ötesinde, yeni ve daha esnek bir bakış açısının öncüsü bu kadın, 19. yüzyıl başlarında, Hindistan'ın Madras  eyaletindeki Mavi Dağlar'da yaşayan, çağdaşlarından bariz biçimde ayrılırken birbiriyle binlerce yıl öncesinden bağlantılı üç ayrı kabile ile ilgili izlenimleri yazar.

Sayfa 122'den; "...O zamandan beri, evlerini dağların en geçilmesi mümkün olmayan ormanlarına yapan Kouroumblar o kadar çoğaldılar ki, bugün Moulou-Kouroumblar olarak bilinen büyük bir kabile halini aldılar. Toddlar ve sığırlarla birlikte 'Mavi Dağların' yerleşik halkları oldukları sürece kötü eğilimleri ve doğuştan sahip oldukları büyü yetenekleri, sonradan yemek için üzerlerinde büyü yaptıkları hayvanlar dışında kimseye zarar veremedi. Ne var ki on beş kuşak sonra Baddaguelar geldi ve cücelerle aralarında düşmanlıklar ortaya çıktı. Baddagueların ataları, diğer bir deyişle Malabar ve Karnatik'in kadim halkı, savaştan sonra Lanka'dan gelen 'iyi' devlerin hizmetine girdiler. Böylece Kuzey'den gelen insanların kolonileri Hindistan'ın Brahmanları ile 'Mavi Dağlarda' çekişmeye başladıklarında, Toddlar da onurlarından ötürü ve sığırların emretmesiyle onları korumaları altına aldılar: Baddaguelar da, tıpkı atalarının, Toddların atalarına hizmet etmiş olduğu gibi, Nilguiri'nin efendilerine hizmet ediyorlardı.

'Mavi Dağların' aborjinlerinin efsanesi böyledir..." 

4 Ekim 2017 Çarşamba

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 16


Pazar sabahı apartman, mahalle ve hatta şehir henüz sabah uykusuna doyamamışken kahvaltı ardından anneanne, torun, anne ve babadan oluşan küçük aile, Emirgan'daki Sabancı Müzesi'ne gider.

Hafif atıştıran yağmurda babasının omzundaki oğlanı izleyip atlı köşke yürürler. Aileyi peşine takan damat, bir haftadır sayıkladığı -28 Ocak 2018'e dek açık- Ai Weiwei Porselene Dair sergisini görme derdinde.

Sanatı yaşamdan ayırmayan sanatçı, ülkesi Çin'de, yolsuzluk, ahlâksızlık, açgözlülük türü tipik zayıflıklarına karşı, yüksek sesle tavır koyduğu iktidarın, her zaman -bazen şiddet de içeren- baskısına uğramış. Yapıtlarının tümü bu nedenle hep uygunsuz bir durumu, acı bir olayı ve paralel olarak sanatçının başına geleni anlatmakta. Ev hapsinde tutulduğu dönem, her gün kapısı önüne yeni çiçekler koyacağını belirtmiştir; porselenden incecik zengin detaylı koca bir çiçek tarlası sergi izleyicisinin ayakları dibine serilir. Bildiri atılmasını önlemek amacıyla, arabalardan pencere açıp kapama kollarının söktürülmesini, camdan yapılma kollarla protesto eder. İşlerinden anlaşıldığı üzere bu yüksek ahlâk sahibi sanatçı, damadın demesine göre Türkiye ilgili bir proje için materyal toparlamaktaymış. "Abla" sanatçının malzeme konusunda hiç sıkıntı çekmeyeceği, şevkle, hatta "neşeyle" çalışacağı düşüncesindedir.

Sabancı Müzesi'ndeki -daimi- hat sergisi "abla"nın kızının görmek istediği bölüm: Mevsimlerin güzelim geçişlerinde renkten renge bürünen eski İstanbul görüntüsü, öndeki masadan, renkli yuvarlaklara dokunularak panoya gönderilen hat şeklinde hayvan -kaplan, kuş, balık-, kalyon, ağaç düzenlemeleriyle, öncelikle torunun ilgisini çeker.

İkinci durak 12 Kasım'a dek açık "İyi Bir Komşu" konulu 15. İstanbul Bienali mekânlarından Pera Müzesi: Biletsiz, her kişi için cep telefonuna gönderilen ayrı bir kodla tüm mekânlarının gezildiği sergiye Pera'da üç kat ayrılmış. Torunun yüksek sesle, "patates, köfte" talebiyle hızlandırdığı gezi yine de verimli olur.

Gün sonunda "abla"nın aklında dönüp duran, Ai Weiwei'nin çalışmalarına, küçük etiketlerde yapılan karmaşık cümleli, "...olabilir"li açıklamalar. Bu, temel sanat eğitimi, sanat tarihi dersi almış "abla" için bile anlaşılmaz, iç karartıcı bir belirsizlikken, sıradan sanatsever ne yapsa da bu "...olabilir"lere bir anlam kazandırabilse, "abla" bilmez.

28 Eylül 2017 Perşembe

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 15



"Kampanyalarımızdan haberdar edelim" konulu tacizlerle kız kardeşini ve damadını bezdirmiş telefon şirketi "abla"nın ciddi bir ziyaretini hak eder: Kışı İstanbul'da geçirmeye niyetlenince 12 yıl önce taşındığı yazlık evini kapatıp ADSL aboneliğini de 444'lü bir numaradan üç aylığına donduran "abla", kendine en uygun pozisyon için doğru tuşlamayı yapabilmek uğruna defalarca yeniden arayıp tüm mönüleri dinleyerek ulaştığı operatörden, ev telefonunu kapama işlemini, "bir cep numarası vermedikçe" yapamayacağını öğrenir.

Sabırla cep telefonu kullanmadığını anlatıp, mail adresinin kayıtlarında olduğunu ve fatura bilgisi için kullanıldığını, kampanyalar için aynı yolu izlemelerini rica eden "abla", telefonu, uzlaşmaya yanaşmayan kızın yüzüne kapamadan önce öfkeyle "bu nasıl şirket politikası böyle?" diye çemkirir, "resmen ayağınıza sıkıyorsunuz, cep telefonum olsa neden ev telefonu faturası ödeyeyim ki?"

Sonunda kalkar en yakın başmüdürlüğe gider; artık müşterinin banko önünde değil de masa önündeki koltuğa misafir edildiği sırası geldiğinde "abla", önce, -ilk işlemler sırasında numaraları mecburiyetten verilmiş- sürekli taciz edilen kardeşi ve damadı ile ilgili cep telefonu kayıtlarını sildirir; ardından üç ay sandığı dondurma işlemini altı aylık  -yazlıklar için çok daha mantıklı- süre için başlatır.

İşlemi 444'lü numaradan "üç aylığına" yapamadığına şükreden "abla" çıkarken müşteri hizmetleri görevlisi ardından seslenir; "ADSL için dondurma sürenizi, bitiş tarihinde yeniden başvurup üç daha uzatabilirsiniz."

Böylece, "kapatırım ev telefonumu olur biter" ruh durumuyla çıktığı yol ,"abla"yı çok daha memnun eden bir sonuca bağlanır: Halâ eski enerjinin kindar, kavgacı, intikamcı davranış kalıplarıyla davranır görünüyor olsa da "abla", elinden geldiğince mucidi olduğu, "anda meditasyon/tefekkür"* gereği, "duygusal açıdan dengede kalma"nın semeresini toplar, kendisi için her açıdan verimli bir gün yaratır. 


 
*"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 7

 
 

3 Eylül 2017 Pazar

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 14

 

"Abla" Dünya üzerindeki, -orijinal kaynakların epey uzaklaşmışlarsa da- kitaplı dinlerin kitaplarını okuyup gönlüne en uygun gelenleri içine sindirmiş ve kendisini nüfus cüzdanının belirttiği gibi "İslam" değil de dinler üzeri ilan etmiştir. Görüşüne göre zaten, bir ara konuşmalarını izlediği, bağlılığını, adanmışlığını beğendiği Cüppeli Ahmet Hoca kriterlerine göre Müslüman olmak, "abla" gibilerinin değil ancak çok ayrıcalıklı insanların altından kalkabileceği olağanüstü gayret gerektirmekte.

Yine de, tek gün oruç tutmadığı için bayrama hakkı olmadığı fikrinde olsa da sabah ev halkıyla, sonra da karşılaştığı komşularıyla bayramlaşmaktan geri durmaz.

Bayramın ikinci günü kızıyla denizden dönen "abla" "ıslak mayo ile fazla dolanmayayım" deyip üzerini değiştirmek için odasına seğirtirken verandadaki hareketle irkilir.

Toparlanır, tül perdeyi aralar başını dışarı uzatır; ikisi verandanın ferforje kapısı ağzında, biri içerde salona açılan camlı kapı dibinde "abla" ile burun buruna gelmiş üç tane yeni yetme, bıyığı terlemekte delikanlı!

En yakın olanı "bayramınız mübarek olsun" diyerek eline davranırsa da mayosunu çekiştirmekte, mahcup "abla"nın başı dışarıda, bedeni evin içinde. "Sağolasın" der ve ekler "kusura bakmayın, müsait değiliz".

Her bayram, yan sitelerden teli aşıp gelen -önceleri yaşı bunlardan daha küçük- çocuklar için özel olarak hazırladığı şekerliği alıp gelecek, kendince kutlamaya ayak uyduracak durum bu kez  yok. Görünüşe göre bayram kutlama çetesinin de bunu dert ettiği yok, çoktaaaaan az önce eğilip verandasına göz attıkları bitişik eve yollanmışlar bile.

Duştan çıkan kızına olanı anlatan "abla", "nerde eski bayramlar diye yanıp yakılanlara al işte cevap" der, "sence bu oğlanlar gerçekten bizim bayramımızı kutlamak için mi buradaydılar?"

"Abla"ya göre, doğan her şey gibi eski bayramlar da ölmekte; Yeni Dünya'nın kurucusu olacak Yeni İnsan'a yerini bırakan eski insanlarla birlikte, geçmişe karışmakta.