16 Ağustos 2017 Çarşamba

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 10:

"Ablanın son yıllarda hayranlıkla okuduğu en ("abla" bu "en" üzerinde durur, düşünür, kararını verir, öyledir;) muhteşem kitap Monokl yayını, -birinci basım 2015-, Isaac Asimov'un yazdığı Sonsuzluğun Sonu: Arka kapağında Locus'un "Asimov'un en etkili eseri. Bir bilimkurgu başyapıtı." sözleriyle övdüğü kitap "abla"yı da başından sonuna dek sarar, sarsar.

Zamanı kontrol edebilen Sonsuzlar'ın, ufak müdahalelerle Dünya'nın alt ve üstzaman yüzyıllarında yarattıkları sınırlı yeni yaşam biçimlerinin karşısına dikilen, yüzbinlerce yıl sonrası Gizli Yüzyıllardan bir başka bakış açısına göre, zamanın değil mekânın kontrol edilebilmesi, sadece Dünya'da değil Galaksi'de başka gezegenlerde yeni yaşamlar yaratılabilmesi fikrinin insanlık için daha iyi, doğru, güzel olacağı düşüncesi üzerine kurulu öykünün itici gücü, gücü tartışılmaz aşk!

Sayfa 41'den: "...Bu Harlan'ın teknisyenliğe gerçek kabulüydü. Bundan böyle, yalnızca gül-kırmızısı bir rozet taşıyan bir adam değildi. Gerçekliğe el sürmüştü. 223.'den çıkarılan bir mekanizmayı birkaç dakikalığına kurcalamış ve sonuç olarak genç bir adam bulunması gereken bir mekanik dersine yetişememişti. Güneş mühendisliği sınavına hiç girememiş ve bu yüzden çok basit bir aracın geliştirilmesi kritik bir on yıl geciktirilerek, 224.'deki büyük bir savaş, şaşırtıcı bir şekilde, Gerçeklikten silinmişti.

İyi bir iş yapmamış mıydı? Kişilikler değişmişse ne olmuştu yani? Yeni kişilikler de en az eskiler kadar insandı ve yaşamaya layıktı. Bazı hayatlar kısaltılmışsa da daha fazlası uzatılmış, ve daha mutlu hale getirilmişti. İnsanın zekâ ve duygularının bir anıtı olan büyük bir edebî eser yeni Gerçeklikte hiç yazılmamıştı, ama bunun birçok kopyası Sonsuzluğun kütüphanelerinde muhafaza edilmiyor muydu? Ve yeni yaratıcı eserler ortaya çıkmıştı, değil mi?.."

7 Ağustos 2017 Pazartesi

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 9

Okuduklarını son zamanda bilimkurgu ve polisiye ile sınırlandırmışa benzeyen "abla"dan bir kaç kitap:
Artemis yayını "Vedaya Zaman Yok" ile Koridor Yayıncılık yayını "Psikoz": Amerikan polisiyelerindeki, bazısı aşırı, -bilmemnesine süt ekleyip yedi, ayağına bilmemnesini giydi türünden- reklamın dozu zaman zaman sabrını zorlasa da "abla", Barclay Linwood'un yazdığı bu iki kitabın öyküsündeki orijinal fikirleri beğenir. Psikoz çok daha usta işi görünür, o yüzden "abla" meraklısına, önce Vedaya Zaman Yok'u ardından Psikoz'u okumasını önerir.

Doğan Kitap'tan "Kutudaki Canavar", "abla"nın eski ve verimli yazar Ruth Rendell'ı tanımasını sağlar. İşlediği cinayetler neredeyse sadece şüpheye dayanan bir adamın icraatını, yıllara yayılan araştırma sonucu sabırla kanıtlayabilen polisi izleyen kitap, olaylar çerçevesinde insan psikolojisini ince ince, -karakteri, "eee, yani ne olmuş?" sabırsızlığındaki "abla"ya zor gelen biçimde- yavaş yavaş ortaya koyar. Derinleşmekten, ayrıntılara dalmaktan hoşlanan okurun bayılabileceği türden bir kitap. 

İthaki Yayını, "Üç Cisim Problemi" Çin'den, ödüllü bir bilimkurgu, yazarı Cixin Liu; ülkenin siyasi tarihiyle paralel, yıllara yayılan öyküyü "abla"nın çok beğendiği biçimde anlatır. Bilgisayar oyunlarındaki zaman, "insanların kurutulup, sulandıkları" mekân incelikleri hayranlık uyandırıcıdır. Uzaylıların böcek yaklaşımıyla kaba saba polisin temsil ettiği insanın böcek yaklaşımı ilginçtir. Hakkında çok daha fazlasını yazabilecekken "abla" sessizleşir, keşfin tadını okuyucuya bırakır.

Yine İthaki'den Adalet; Ann Leckie'nin yazdığı bol ödüllü bu bilimkurguda, hafifçe Uzakdoğu'yu, Orta Asya'yı hatırlatan mekânda çok uzun bir zamana yayılmış öyküde, konduğu yara üzerinden tedavi bittiğinde düşen iyileştiriciler, kopan el-ayakların geri kazanılması türünden fikirler oldukça yeni. Ama asıl parıldayanı, öykünün baş aktörü; bir uzay gemisiyken ardından yirmi -komutanın yanındayken aynı anda meydanın ötesinde tapınağı kolladığını gördüğü ve yine aynı anda yukarı mahallede isyanı önlemeye çalışan bir kaç- bedende insan olup en sonunda bire inen, -vatandaş olmak için gerekli vasfı kitabın bitiminde kazanan- 19 yılı da bu tek insan bedeninde yaşayan bir bilinç. Ve bir de kendisini binlerce kere çoğaltıp sonrasında kendine karşı savaşan diktatör. "Abla" üçlemenin ilki Adalet'i beğenirse de, Üç Cisim Problemi'ni bir adım öne koyar.

Özellikle bilimkurgu yapıtları "abla"ya göre, hayat denilen, ...meli, ...malı'larla giderek daralmakta kutulara pencereler açabilecek, yarın öbür gün ihtiyaç duyulabilecek yeni bakış açıları kazandırabilecek önemde güzel kitaplar.

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 8

 

Telefonda Naciye Hanım "...yarın da İstanbul'a gideceğim, doktor Ağustos başına randevu verdiydi, karaciğerime bakacaklarmış; bir şey de bulamıyorlar,
 öyle git gel, uğraştırıyorlar" diyerek yakınmakta. 

"Abla"nın "gözün nasıl, kendini nasıl hissediyorsun, kaç ay geçti aradan bir şikayetin olmadı mı?" sorusunu, hiç sıkıntısı olmadığını söyleyerek yanıtlar ve ekler "bir de kutusu 120 liradan bir ilaç yazmışlar dizimdeki morluk için, illa almalıymışım. Ben dedim alamam bu ilacı, sigortam yok, dedim. 30 yıl çalıştım, kocam çalışmadı, onun sigortasını ödedim emekli ettim dedim; eh şimdi emeklisini kendisi harcıyor, bana para vermiyor, alamam bu ilacı dedim."

"Abla" kendisini yıllık sağlık kontrolü sırasında ele geçirdiklerinde, -sonunda doktorların bir kısmının hastalık olmadığına karar verdiği- kolesterolünü ille de beğenmeyip her gün kullanılması gerekli bir ilaca razı -bağımlı- etmeye çalışan doktorları hatırlar. Yıllar önce bir tanesinin "bakın damarlarınız tıkanır, felç olursunuz" diye tehdit ettiği "abla" bu iyi niyeti tartışılır adamın elinden "siz merak etmeyin, ben reenkarnasyona inanıyorum" deyip zor bela kurtulmuştur.

Arkadaşlarının yavaş yavaş, binlerce yıllık olmasına karşın modern tıbbın "alternatif" diye adlandırdığı sağlık yöntemlerine yönelmesi yanında, "abla" da aradan geçen yıllarda -kullandığı tek ilaç- düşük dozlu kan sulandırıcı ile her gün daha iyi yaşayıp giderken, artık yıllık sağlık kontrollerinde daha az baskıya uğramakta; doktorunun ısrar etmediği kolesterol ilacı için "sorumluluğu alıyorum" demesi yetmekte.

Görülen o ki; tasarımcı grafiker olarak reklam sektöründe çalışırken tanık olduğu, promosyona dökülen paranın bir yerlerden dönmesi gerektiği açık, ilaç sanayiinin ve tetikçisi, hastayı "ne olur ne olmaz" sihirli sözcüğüyle elinde -ve mümkünse hep azıcık hasta- tutmaya kararlı sağlık sisteminin elden, gözden geçirilmesi zamanı gelmiş.  

"Parası olan özele gider değil mi?" der Naciye Hanım vedalaşmadan önce, "bir de sigorta hastanesi olacak, bir ilaca, kalp ilacı değil ki, 120 lira, kim nasıl verecek?"






"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 7

 

Ev yapımı terapinin mucidi, kendi tarikatının biricik şeyhi ve müridi "abla" bu kez de, "anda meditasyon/tefekkür"ü icat eder:

Müslüman sözcüğünün derin "Tanrı'dan gelene teslim olma" anlamını kavradığında "abla"nın, bunun, Ezoteriklerin "akışa izin verme, uyum sağlama" ifadesi ile arasındaki paralelliği keşfi uzun sürmez. Gel gör ki, yanında yöresinde kim varsa hepsi gibi, Tanrı'ya inandığı halde güvenmekte zorlandığından teslim olma, akışa izin verme konularında ağır biçimde özürlüdür. Korkunun azmettirmesiyle kontrolü bir bırakırsa her şeyin tepetakla olacağını, kötüye gideceğini, bir daha da toparlanamayacağını sanır.

Denizde yüzerken suyun kendisini kaldıracağını, sürekli kontrol etmezse aniden batıp boğulmayacağını hiç şüphesiz bilmekle beraber "abla" karada, hep diken üzerinde, gözü kulağı açık dinlemede gözlemede, kontroldedir direnir. Huzurla teslim olup akabilmek için kendini her yolla eğitmeye çalışır; çevresindekilerin hayatlarına karışmamaya, gelip gidene olup bitene rıza göstermeye özenir. Öte yandan ezoterikler meditasyon yapmanın, -zamanında çilehanelerde bir hırka bir zeytinle yapıldığı gibi- korku güdümündeki zihni sessizleştirip teslim olmayı, akışa izin vermeyi kolaylaştıracağını söylerler.

Meditasyon ve emsali tefekkür için gerekli uzun, hareketsiz, derin düşünme hali, Merkür etkisinde sabırsız, hareketli, eylem adamı "abla" için denenmiş becerilememiş yöntemler. O da, biraz da zorunluluktan "anda meditasyon/tefekkür"ü icat eder. İncir çekirdeğini doldurmayan bir şey için öfkeyle kalkıp zararla oturmuş, söylenmekte olan kızına akıl verir: "Öfkenin yükseldiği o kısacık an'ı kaçırmayacaksın" der, "çok önemli o anda hiçbir tepki vermeksizin duracaksın, düşüneceksin ve herkes için en iyi, en doğru ve en güzel seçeneği bulacaksın, sonra derin bir nefes alıp yanıtını öyle vereceksin; kararsızsan hiç bir şey yapmayıp sessiz kalacaksın."

Epeydir olayda "an"ı kollayan "abla", "anda meditasyon/tefekkür"ü, çok faydasını görecek kadar sınamıştır; bilir, önerir.






11 Temmuz 2017 Salı

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 6

 

Bir gelişinde damat, oğlan sevdiğinden, sevinsin diyerek, "abla"nın torununa bir "lobot" getirir. İstanbul'dan bu yana uzanan yolu üzerinde rastladığı, binbir markanın bir o kadar çeşit oyuncağını satan, büyük bir oyuncak mağazasından aldığı, gövdesi beyaz, şeffaf bölümlerinden renkli ışıklar saçılan tekerlekli robotun kutusunda, dans ettiği yazmakta.

Dans eden robot, siyahlı mavi tekerleklerinin bağlandığı gövde altında, bir engele takılana dek dört bir yöne hareketini sağlayan küçük yuvarlak mekanizma yanındaki on/off düğmesi açılır açılmaz, başlangıçta kulağa rap gibi gelen yüksek sesli müzikle hareketlenir. Kısılması imkânsız müzik, giderek sertleşerek arada, makineli tüfek tarakasına "war" sözcüklerinin karıştığı korkunç bir gürültüye dönüşür; dans ne kelime, düpedüz saldırı emri altında dönüp duran robot bu haliyle, haliyle "abla"dan geçer not alacak değildir.

Kutuyu atmış olmasa imalâtçısına ulaşıp iyi bir kalaylayacak "abla" hemen tornavida setini açar, ince yıldız uçlu olanı ile taarruza geçer; sekiz minik vida sonra açtığı gövde içindeki ufak hoparlöre ulaşır, iki bağlantıyı keser, sekiz vidayı yeniden yerlerine koyar; huzur!

Arada yenilenen üç kalem pille, mırıl mırıl ortalarda dolanan halini herkes, bir öncekinden çok daha barışsever bulur.

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 5


 
Gözü, eline yapışmış görünen cep telefonunda damat "ne yapıp edecekler, üçüncü Dünya savaşını çıkaracaklar" demekte! Tabağını, mutlu mutlu ekmeğin kabuğuyla sıyırmakta "abla" gayet emin: "Çıkmayacak!" der, "Üçüncü Dünya savaşı çıkmayacak; bu, ekonominin itici gücü korkudan beslenen medyanın uydurması!" "Ama, her yerde bunun kanıtları var" diye asılır damat.

2006'dan bu yana gazete okumayıp TV izlemeyen, sosyal medyanın özenle dışında kalan "abla", "ben hiç bir yerde sözünü ettiğin kanıtları görmüyorum" der, yüzü kararmış damadına. "Siz" diye bastırır damat, "2012'de de bir doğal felaket, toplu bir yok oluş bekliyordunuz!" "Abla" çok pişkin, "o zaman ben basıl yanıldıysam, bir zaman sonra sen de, bu günlerde böyle düşünerek nasıl yanıldığını göreceksin" der, ekler: "Benim yanılgım en azından, senin de yanılmış olabileceğini göstermiyor mu? Odağını medyadan kaydır, medyanın işlemediği çok daha farklı gerçeklikleri görüp farkına varacaksın. Bugünün bileşenleri bir top yekûn savaşı desteklemiyor, yeni insan savaş istemiyor, onu bir yana bırak ben istemiyorum, sen istiyor musun?"

"Yarın Burhaniye'ye gidelim, noterde bir anlaşma yapalım: Üçüncü Dünya savaşı çıkmayacak diyorum, sen çıkacak diyorsun; çok şükür ben sağlıklı bir kadınım, 80 yaşıma kadar yaşayacağım ve inan bana o günlerde de günde üç kez, yaaa, bak çıkmadı deyip bu konuşmayı başına kakacağım, var mısın?"



9 Temmuz 2017 Pazar

"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 4

 

"Abla" Güldür Güldür Şov'u izler, sever; dönem skeçlerini çok daha başarılı bulur. Zekâya ürünü söze dayalı esprinin, her zaman başı üzerinde yeri varsa da tümü başarılı usta oyuncuların yetkinlikle kullandıkları beden dili, mimikler "abla" için bile zaman zaman sözün önüne geçer. Oyunları, becerileri, beceriksizlikleri, kendilerine gülme kapasitelerinin büyüklüğü içtendir, belki bu yüzden çok sevilirler.

Yine de salonda bunların tümünden çok daha önemli bir şey vardır; "abla" Güldür Güldür'ün izleyicisine bayılır. Öyle dürüst, o kadar içten ifade ederler ki kendilerini... Eskinin, mikrofonu eline alır almaz hemen bir de sakinleştirici iğne yapılmasını gerektirecek kadar heyecanlanan, -toparlanmaya bıraksan programın perde arasına dek uzayacak- kendine gelir gelmez de bu fırsat için bin bir teşekkürler edip uzun uzun sahnedekilere yağ çekecek kadar özdeğerine uzak izleyicisinden bıkmıştır.

Güldür Güldür izleyicisi, sunucunun tatlı tatlı -bazen zorlayıcı da olabilen- dalga geçmesine uyum sağlar, ki dalga geçmek tam olarak "abla"nın hayatla başa çıkma yöntemidir; böylelikle, kendilerini -herkeste minicik de olsa bir parçası bulunan kusurlarını- tî'ye alıp hayatı hafifletirken, salondan taşıp TV'den, internetten katılımla büyüyen devasa kahkahalar yaratırlar.

Doğal halleri masumiyete çok uzak, olmadığı başka birine dönüştürülmüş çocuklu -yazlık- uygulamasına bir türlü ısınamadığından tek bölümünü izlememiş "abla", keyifsiz zamanında açıp orijinal Güldür Güldür Şov'dan bir bölüm izler. Antidepresan saydığı uygulamayı, Altın Çağ'a yol alan Dünya'nın depresif yolcusu insanoğluna içtenlikle önerir.