25 Nisan 2011 Pazartesi

İstanbul'daki son günlerinde "abla" iki tiyatro oyunu izler: Festen/Kutlama ve Nereye Gidiyoruz?

Yakındaki okuldan 23 Nisan şenlikleri yükselirken, Cumartesi sabahı 11:00'de Taksim'e yollanan "abla" ile bir gece önce Bursa'dan gelen ortanca kızkardeşin niyeti, -arada bir iki kez görüşmüş olsalar da- gönülleri 60'lı yılların sonundan bu yana bir, eski dostlarla buluşmak.

Ortancanın ilkokul arkadaşı, eşi ve yengesi ile kahvaltıda bir araya gelen kız kardeşlerin, hayatta olmayanlar anımsanıp sessizce gözyaşı dökülürken, eski fotoğraflara bakıldığı, hediyelerin alınıp verildiği, Değirmendere'de yaşadıktan epey zaman sonra üstlerine çöken travmasıyla boğuşmak zorunda kaldıkları 99 depreminin konuşulduğu, yaşananlara bakınca gidenlere mi, kalanlara mı yanmak gerek kestirilemeyeceği sekiz saatlik sohbeti, Sarıyer Koleksiyon'daki Dot oyunu olmasa kimbilir daha ne kadar sürer.

Fotoğrafların çekildiği uzun kapı önü vedası ardından Tünel girişiyle dipsiz kuyu benzeri metroya inen kızkardeşler, son durak Darüşşafaka'da iner, taksiyle, 21:00'deki oyun için Hacı Osman Bayırı'ndaki Koleksiyon Sarıyer Kampüsü'ne yollanırlar.

"Abla"nın, küçük kızkardeşiyle yıllar önce Kadıköy'de daraşmalık bir salonda izledikten sonra çarpılıp, ensest üzerine yapılan en iyi filmler listesi tepesine yerleştirdiği, 1998 tarihli, Thomas Vinterberg, Mogens Rukov ve Bo Hr. Hansen'in Festen (Şölen) adlı ilk dogma filminden David Eldridge'in sahneye uyarladığı, Murat Daltaban'ın yönettiği Dot oyunu ilk kez 22 Ocak 2011'de sergilenir. Oyuncular, Cemil Büyükdöğerli, Köksal Engür, Rıza Kocaoğlu, Şebnem Bozoklu, İpek Bilgin... Bahçedeki merdivenlerde başlayan oyun, izleyicinin, -koltuk, yatak, hareketli iki masa çevresindeki beyaz oya sırtlı sandalyelerle döşeli- yuvarlak sahnenin bir tarafına yerleştiği şeffaf çadırın, içinde ve dışında sürer.

Bunca yıldan sonra, filmden aklında kalanların kendisini yanıltmasını istemeyen "abla", üşenmeyip filmi internetten bir kez daha izler. Elverişli film şartları içinde, geniş bahçe içindeki büyük ev, alt katta bir lokantanınki kadar donanımlı mutfak, babalarının 60. doğum günü için bir araya gelenlerin dağıldığı yatak odalarının sıralandığı uzun koridor, salonlar, oturma, çalışma... odaları, şeffaf çadırda, "tek mekânda bundan iyisi olmaz!" dedirtecek beceriyle toparlanır.

Yatak odalarında yaşananlar tek bir yatak üzerinde, gayet akıcı biçimde biri diğerine dolanmadan anlatır, yemek salonundaki hareketli iki masa bir kaç kez yeniden düzenlenir, çadırın, ortada boğuşmalara dek yükselen gerilimini bahçeye boşaltan kapıları habire açılır kapanır.

Muhteşem öyküsüyle oyun, babanın, bir ara baskın şarkıyla örtülen sözleri, Hacı Osman Bayırı trafiği vınıltısı, Koleksiyon'un rol çalan parlak beyaz oya sırtlı sandalyeleri olmasa, "abla"ya göre, kusursuz olacak.

Kızkardeşler, Pazar sabahı bu kez, -sonradan, sırf ortancayı görmek için, üşenmeyip Beykoz'dan çıkıp gelen ressam arkadaşlarının da katıldığı- kahvaltıda kuzenleriyle bir araya gelirler. Çok şen buluşma, -bereket!- arayı bir gün önceki buluşma kadar açmadıklarından, birbirlerine doyup 15:00'teki Dostlar Tiyatrosu oyununa huzurla gitmelerine izin verir.

Nereye Gidiyoruz?, Aziz Nesin'in öykü, taşlama, şiir, oyun, masal ve köşe yazılarından, Genco Erkal'ın, Azizlikler diyerek uyarladığı, güzel sahne tasarımını yaptığı ve oynadığı, izleyicinin gülmekten bayıldığı, abla"nın içi sızlayarak -kendisinin kendisi olmasında çok büyük rolü olan- Aziz Nesin okumayı nasıl da özlediğini anladığı muhteşem güzellikte bir oyun.

En çok taşra sinemacılarının rekabet öyküsüne, banliyö trenindeki muhalefet sohbetine gülen "abla" "...zatürre ve zatülcenpden de tehlikeli zatiâli hastalığına, bu hastalık öncesinde çevredekilerin bendeniz hastalığına tutulmuş olmaları gerekliliğine ve çok zor da olsa kesin tedavisine..." bayılır.

Ustanın yaşattığı kostümler, tırmandığı, uzandığı bir karış genişliğindeki rampalar, namaz boncuklu kürsü, içinden seslendiği televizyon çerçevesi, Karagöz perdesi... güzel anlatımın alçakgönüllü destekçileri.

Hiç yorum yok: