17 Nisan 2014 Perşembe

“Abla”nın son duaları ile Nisan merdiveni meselesi.


En çok okunduğu sitede, taş çatlasa ayda ortalama 300 kişiye ulaşan “abla”, konu okuduğu kitaplar olduğunda reytinginin yarıya düştüğünü gördüğünden, bu kez, okuduğu duaları konu eder. “Evyapımı terapi”nin mucidi senbilirsinabla, aynı zamanda, kendi tarikatının biricik şeyhi ve müridi olduğu için de bu dualar, günün kozmik enerji/rahmet olanaklarına bağlı olarak sürekli güncellenirler.


Karatepe’ye, diplerinde kaplumbağaların hışırdadığı pembe, mor, sarı, mavi, beyaz çiçeklerle sarılı coşmuş katırtırnaklarının iç bayıltan kokusu eşliğinde tırmanıp inişlerini sürdürürken “abla”, sunduğu muhteşem bitki örtüsüyle yağmur izli toprak, oksijen yüklü hava, ensesindeki Güneş için Tanrı’ya, Gaia’ya, burada oluşunu sağlayan ebeveyni, kardeşleri, kendisi dâhil herkese bin bir şükür duasında repertuarına, kendi ayakları üzerinde erkenden durup sorumluluğunu üzerinden alan kızı ve onu sevgiyle kollayan damadı ile bu efendi adamı yetiştiren dünürlerini ekler.


Şimdide, anda kalabilme pratiği yaparken, izlediği sitede yayımlanan bir yazıdan öğrendiği “bu mükemmel bir an, şimdinin gücünde merkezlendim” dileğini bir başka yazıdan edindiği kalbinizde merkezlenin önerisiyle birleştirip harmanlar; “bu mükemmel bir an,” der, “şimdinin gücünde kalbimdeki sevgide merkezlendim.”


Dinlerde tekrarlanan isteyin verilecektir ibaresi “abla”nın kafasını her zaman kurcalamıştır. Tüm olasılıkları birlikte, enine boyuna düşünüp hesaba katmaya çalışırken tipik İkizler Burcu tavrı ile ne isteyeceğine bir türlü karar veremeyen “abla” sonunda kararı Tanrısal yanı yüksek benliğinin iradesine bırakmıştır; “sevgili Ben’im Varlığım, senin iraden olsun” derken, izin verdiğini söylemeyi ihmal etmez. Kendi talepleri de vardır elbet; Mısırlıların üçü eterik, üçü fiziksel altı beden saydıkları bilgisiyle “abla” “tüm bedenlerimin arınmasını, saflaşmasını, temizlenmesini diliyorum” der, “tüm bedenlerim onarılıyor, güçlendiriliyor, sağaltılıyor, yenileniyor. Tüm bedenlerim uyandırılıp, uyumlanıp, tamamlanırken sevgili Ben’im Varlığım, sürece göz kulak ol,” diyerek kendi sınırlılığının sorumluluğundan sıyrılır, “kusursuz olmasını sağla lütfen.”
 

“Neyi bilmem gerekiyor sevgili Tanrım?” diye sorar, Ben’im Varlığını işe koşar; “lütfen dikkatimi görmem gerekene çek, farkına varmamı, doğru seçimlerle iyi ve güzel bir yol tutmamı sağla.” İsteklerinin sonu yoktur; “beni temiz yeşilde, temiz mavide, temiz gövdede, temiz duygu ve düşüncede tut” diye de ekler.


Kendini sevme, uzun yıllar değersizlik, yetersizlik duygularıyla boğuştuğundan her zaman gündemindedir. Bulaşık yıkarken, kendisinden kaşınma talep eden poposuna sinirlenmez, deterjanlı elini tez canlılığının elverdiği ölçüde hızlıca durular, bedeninin bu isteğini karşılar kaşınır, bulaşığa sonra devam eder. Yeni geliştirdiği, kendini sevme çalışmalarının bir alt başlığı “canım ne isterse ölçütleri” uyarınca beslenme tarzını, bedenini dinleyerek düzenler. Pazarda dolaşırken tezgâhları inceler, şu yenilmeli, üstüne bu dökülmeli, yanına bilmem ne eklenmeli… yaygarasına boş verip canı ne çekiyorsa onu alır; yıl boyu tek kase yoğurt yemeyen “abla” şimdilerde sıkı bir koyun yoğurdu küründedir. Temiz gövde için, zeytinyağını pişirmez, buharda haşladığı sebze ya da enginar-bakla, kereviz-pırasa gibi ikilileri kendi sularında hafifçe pişirip zeytinyağı ile tuzu soğuduktan sonra ekler. Kuruyemişli bakliyatlı şekersiz aşure taslakları, çökelekle sarımsak, sirke, biber-domates salçalı baharat karışımı, avokado bal zerdeçal üçlüsü… “abla”nın, damadının sizinki füzyon mutfağı dediği, kendisi dışında pek kimsenin iltifat etmeyeceği türden lezzetler. Canı iki haftada bir, bir paket pastırma dışında et çekmez; bedeniyle birlikte hızla değişirken, nasılsa, bayıldığı patatesi son kez yılbaşında yemiştir. Gündelik öğünlerini, 11:00-12:00 civarı geç kahvaltı, 16:00- 17:00 suları erken akşam yemeği ile ikiye indirmiş olsa da, zamanında, akşamları tükettiği tartışmasız bir kilo civarı meyveye, eskiye göre epey isteksiz “abla”, beynin eski alışkanlığı arsız komutlarını duymazdan gelebilmek için işbirlikçisi ellerini, tığla ha babam bir şeyler örerek meşgul tutar.


Nisan başında, izlediği sitede, yazılardan birinde, bir Nisan merdiveninden söz edilir; yazıyı okuyup ilgilenen eşe dosta yönlendiren “abla” konuyu hemen ders programına katar. Bu ayın enerji/rahmet dalgası, aklının erdiği kadarıyla, kişinin, ihtiyacına göre niyet ettiği herhangi bir konuda daha iyi olmasını sağlayacak çabayı destekleyecektir.


Düşünüp netleşerek kararını veren “abla” “salıverme” üzerine çalışmaya niyetlenir. Epeydir sezgi düzeyinde, fazla kilolarının, tırnağındaki mantarın, arada bir zonklayıp birkaç cehennem azabı gün ardından cayan yirmilik dişinin bile, bir şeylere yapışmış olmasının kanıtı olduğunun farkında “abla” için bu salıverme çalışması, kendini hapsettiği daraşmalıktan kurtulup muhteşem olasılıklara genişlemesini sağlayacak eşsiz bir fırsat olsa gerektir.


Nasıl yaşanacağı bilgisi edindiği büyüme sürecinde üzerine yapışan şöyle olmalı, böyle denmeli, şu biçimde davranılmalı, buna çoooook dikkat edilmeli türünden bütün “…meli”, “…malı”lar başta olmak üzere “abla”; kendisini, düzeni bozulur kaygısıyla yaşamına kimseyi sokmamaya azmettiren özgürlüğünü yitirme korkusunu, parasız kalırım da yerine yenisini koyamam kaygısıyla bozulur huzursuzluğunu, lâzım olduğunda olmaz, gelen gidene mahcup olurum elim böğrümde kalır deyip bir şeyleri stoklama gayretini, döndüğümde bulamam sanıp yürüyüp gidememelerini, hatta birkaç harften ibaret bir tür mantraya dönüşmüş 10 yıllık eski bir gönül bağını salıvermeye sıvanır. Kızına da telefonda “bir tez yazar gibi” diye tüyo verir, “neye ihtiyacın olduğunu ara, bul, netleş, yoğunlaş ve dile”.

 
Son duasını buna göre düzenleyen “abla”, yürürken, ne dediğine dikkat ederek, her bir sözcüğü gözünde canlandırarak, kendi sesini duyacak biçimde dua eder: “Sevgili Ben’im Varlığım, tüketici mor alevin parıltısında Nisan merdiveninde tırmanırken, işlevini tamamlamış, tüm bedenlerimde yapıştığım ya da bana yapışmış, her ne varsa, tümünü gönül rızasıyla, sevgiyle salıveriyorum; beni güçlendir, başarılı kıl.”


Bereket sitede bu mevsimde, “abla”nın parkuru üzerinde kimsecikler yok. “Bir gören olsa” diye kıkırdar, “köyün delisi damgası yemek işten değil!” derken, aldığı deniz ya da çam kokusu yüklü derin soluğu karnındaki en derin noktaya dek yollar, içinde dolandığını imgeler, gitmesi gerenin yüklendiği varsayımıyla yavaşça salıverir.

2 yorum:

senbilirsinabla dedi ki...

Bir küçük not: Aklı erdiği kadarıyla "abla"ya göre, Nisan merdivenini tırmanana eşlik eden mor alev, Nisan ayı rahmet/kozmik enerjilerinden olsa gerektir.

okuyucu dedi ki...

Merhaba abla,
sinemablog.com'da yazılarıma bugün eklediğin yorumlarla seni ve yazılarını ne kadardır ihmal ettiğimi mahcubiyetle hatırladım ve yazılarını hızlıca bir gözden geçirdim.
Öncelikle, yazıların az okunması bir kıstas olmasın. Zamanında "Fight Club"ın yayınlanacak bir yayınevi bulamadığı, "Hayvan Çiftliği" için "Bu hikaye tutmaz" denen bir dünyada yaşıyoruz :) Dolayısıyla yazılar bir şekilde ilgilisine ulaşacaktır, biraz zaman alsa da.
İtiraf edeyim bu manevi iklime yeterli ilgiyi gösteremesem de yazılarındaki pozitif hava, okuyanı içten içe etkiliyor. Bu yazının sondan 3. paragrafına ise bayıldım!