24 Haziran 2018 Pazar
“ABLA”YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 25
Oy atmaya İstanbul’a giden “abla” genç taksi şoförüne, “Kime” diye sorar, “oy vereceksin?”. Bir gün önce “kızdan ayrılmış” oğlan öfkeli “Tabii ki berikine”. “Abla” sakin, “Ben” der, “ötekine vereceğim oyumu.” Oğlan “o şerefsizin” video çekimlerinden derlemeye girdiği sıra “abla” “Medya görmeniz gerekeni gösteriyor” der, “diğer tarafa bakmadığınız için gördüğünüzü doğru kabul ediyorsunuz. Ben grafikerim, kayıtlarla nasıl oynandığını çok iyi bilirim; öyle işler yapılıyor ki, babanın resmini bir güzel kız yapar gösterirler, hayatta tanımaz ağzının suyu akarak bakarsın”. Oğlan hızlı, hınçlı saymakta, görüşme çıkmaz sokağa girmekte, ineceği yer yaklaşmakta… “Allah’a inanıyorsun” diye yeni bir başlık açar “abla” ve dikiz aynasından aldığı baş sallama onayı üzerine devam eder; “O’nun her şeyi iyi, güzel ve doğru yarattığına da inanıyorsun” der. “Her şeyi iyi, doğru, güzel yaratırken, sence, ötekini mi yaratmayı becerememiş?”
14 Nisan 2018 Cumartesi
“Abla” 2017’nin son, 2018’in ilk üç ayının dökümünü yapar, önemlidir.
2017 senesinin dokuzuncu ayı
ortalarında, on iki yıldır yaz-kış yaşadığı yazlığını kapatıp İstanbul’a giden
“abla”nın amacı, üçüncü yaşını doldururken, -sözün tam anlamıyla-muhteşem
bakıcı ablası mimarlık okumaya Rusya’ya giden torununun yuvaya alışıp toplum
hayatına kendince katılmasında çekirdek aileye destek olmak.
Araya kızının, iki yaşından
2017 kışına dek oturduğu otuz dört yıllık evinden, taşınma sürecinin de
karıştığı altı ay “abla” için zorlayıcı bir kendiyle yüzleşme, becerebildiğince
eğitme dönemi olur. Ego’su, öfkesi ile yüz yüze gelir, gördüğü yüzleri de hiç
beğenmez.
Aile Dizimi’ne katıldığı Doğal
Sağlık Danışmanı’ndan “Yanılgılarımız” başlıklı meditasyon daveti alan “abla” çiçek
ve mumlarla düzenlenmiş güzel öbeğin çevresindeki sandalyeye oturduğundan
kalktığı ana dek, ne yanılgım olabilir
ki, burada işim ne, diye düşünerek en büyük yanılgı içinde debelendiğinin
farkına varabilmesi için, meditasyon bitiminde eve dek gecenin serinliğinde, yarım
saat yürümesi gerekir.
Ana babasının geç vakte dek
çalıştığı bir akşam yatmadan önce, diş fırçalama seansı sonrası ellerini
yıkayan oğlancık “klem” ister. Annesinin seçimi, -“abla”nın ülkede salgın mı var, ne gerek diye karşı durduğu- etiketinden
yüksek oranda mikrop öldürdüğünü bağıran sıvı sabun kuruttuğundan, ellerine
krem sürülen çocuk alıştığı düzeni sürdürmek –kazandığı otorite alanını korumak- için diretir. Ego’su Sebastian
bu fırsatı kaçırmaz, sağduyusu Basiret Hanım’a kulak vermesi gereken “abla”nın
aklına, yüksek perdeden seslenir, kışkırtır. Beceriksiz anneanne “abla”,
öncesinde bol bulamaç kremli ellerle ne izler bıraktığını bildiğinden karşı
durursa da oğlan kararlı ve azimlidir, beklenildiği üzere güç çekişmesinin
galibi olur. Kendisi ile kendisi arasında kalıp öfkeye kapılmamaya çalışan
“abla”nın, burnunu çeke çeke odasına yollanan minik oğlanın ardından bakarken
gözleri şefkatle dolar. Gözyaşlarının diğer nedeni ise hiç şüphesiz ego’su
karşısındaki güçsüzlüğüdür.
Sınav soruları torunundan çok
kızından çıkan, genel temizlik dışında ev işlerini bir yere dek üzerine almış
“abla” bir zaman sonra bir bakar ki, dört artı bir evin hizmetçisi olmuş.
Dağınıklığı sevmediği gerekçesiyle koşuşturup durmakla kalmaz, ev halkından pes
perdeden de olsa yardım talep eder. Damadının saygılı “çok yoruluyorsunuz, yapmayın…”larına karşın kızının tepkisi çok
daha serttir. O, annesinin, destek, paylaşım, en azından daha az cep telefonu,
daha az candy crush, daha çok yüzüne bakılması talebine sertçe “karışma!” yanıtı verir.
“Abla”yı özellikle “karışma!” kısmı incitir, ona göre anne
karışır, karışmalıdır; karışmayan kişi Gülizar Hanım’dır, her Pazartesi gelir
ortalığı tepeden tırnağa pir-ü pak eder, emeğinin karşılığını alır gider, bir
şeycik demez, hiç “karışmaz!”.
Beraberliklerinin altıncı ayı, -artık yaptığı kaçma planlarının tarot
falında açıkça görüldüğü- 2018’in üçüncü ayı civarı, nobranlığı acı veren
kızıyla ilişkisi, kendi yetersizlik duygusuyla mayalanıp kabarır artar ve öyle
bir “yok artık, bu kadar da kötü
değilim!” noktasına ulaşır ki, “abla” kendi değersizliği üzerine deri derin
düşünerek yavaşça “kurban” halden muhteşem “öz değerini bilme” haline terfi
eder.
60. yaşının en güzel hediyesi
sayılabilecek bu terfi, işini yüklenip onu güçsüzleştirmiş, alanını işgal etmiş
“abla”ya, rahatını seven egosuyla kendi arasında kalıp hırçınlaşan kızına
ailesini, hükümranlığını, en önemlisi gücünü geri vermesini de sağlar; “ben en
iyisini yaparım”dan, “ailen için senin yaptığın en iyisi olacaktır”a geçmek
genç kadın için de olgunlaştırıcı muhteşem bir terfi anlamına gelecektir.
Arada Karma Dizimi’ne de
katılan “abla” arkadaşlarına deneyimini şöyle bir maille anlatır: “Oturum, Doğal Sağlık Danışmanı
salonunda, terapist hanımın düzenlediği bir küçük meditasyonla başladı. ‘Meditasyonun
amacının, ego'nun yanıltmalarını taşıyabilecek talepler yerine, kişisel
rehberlerden kişinin ihtiyacına uygun talep ya da sorulara ulaşma olduğunu’ söyleyen
terapist hanım, meditasyon sonrası tek tek yanına aldığı kişilerin,
rehberlerinden ne duyduğunu, gördüğünü sordu, ona göre de çalışmalar düzenledi.
Bu yöntem, yaklaşım, bana Kryon metinlerinde sık sık karşılaştığım, yüksek
benliğe yönelik ‘neyi bilmem gerekiyor?’ sorusunu hatırlattı.
Meditasyon
sırasında, bana değil birlikte aynı yöne baktığımız, bir elinde kristal bir
çubuk tutarken diğer elini sol omzuma koymuş sarıklı, cüppeli, sakallı
yaşlı bir adam gördüm, üzerinde çalışmam için verdiği sözcük ŞİDDET idi.
Çok
çok uzun bir zamandır öfkelendiğimde bazısı katlanılamayacak kadar ağır şiddet
sahneleri gözümün önüne gelmekteydi ve beni çok fazlasıyla rahatsız etmekteydi;
bunu nasıl halledeceğimi bilmiyordum, dahası halledebileceğimi de bilmiyordum.
Terapist
hanım, kendimi ve "şiddet"i temsil etmek üzere iki kişi seçmemi
istedi. Beni temsil eden kadın morfogenetik alana girer girmez,
"şiddet"i temsil eden kadına yapıştı. O kaçtıkça beni temsil eden,
paçasına yapışarak, yerde sürünerek onu izledi. Terapist hanım bunun üzerine
çalışmaya, "korunma" enerjisini temsilen bir bey ekledi.
"Korunma" araya girerek "şiddet"i alandan uzaklaştırdı ama
beni temsil eden kadın onu geçerek ısrarla "şiddet"e yapışmaya devam
etti. Taa ki "şiddet" beni temsil edeni itti,
"korunma" tekrar devreye girdi. İzleyen uzun bir zaman aralığında
enerjiler çalıştı, sonra terapist hanım beni temsil eden kadına "şiddet
seni korumaz" dedi, bir süre daha geçti. Sonuçta beni temsil eden kadın
karmanın oluştuğu bu noktadan -kişilerden başlangıçta bu noktaya gitmeleri
istenmişti-, şimdiki yaşamına dönmesini temsilen salonun diğer ucuna
yürüdü, kendisini nasıl hissettiği sorulduğunda "hafiflemiş
olduğunu" söyledi.
Şiddete
o tutkulu yapışma(m) hali çok tuhaftı...
Çalışma
bittikten sonra terapist hanım katılımcılara, her birinin sorusuyla çalışmasını
destekleyen bir yağ ve yanı sıra da bir öğüt verirken bana yasemin kokulu yağ
verip yaşamın akışına izin vermemi önerdi.”
“Abla” sonradan bu çalışmayı
anlatırken, “meğer” der dalga
geçerek, “gerdek gecesi geline gözdağı
vermek için kedinin bacaklarını ayıran damat benmişim!”
1946, 1958, 1970, 1982, 1994 yıllarında
doğanların Çin Astrolojisi’ne göre Köpek Burcu mensubu olduklarını öğrenen 1958
doğumlu “abla”, kırk yıl öncesinden, annesinin arkadaşı dört oğlan büyütmüş hanımın
“analık köpeklik Havva Hanım, analık
köpeklik!” diye yakınışını hatırlar. “Öyle yapması gerektiği yanılgısı”yla,
kendisine hapsettiği kızını özgürleştirip ülkesine, ailesine devrederken “abla”
analık kodları taşıyan köpekliğinden bir parça sıyrılıp artık
senbilirsinabla’nın hizmetinde; verme ile dengelemesi gereken “alma”, anne
kadar “kadın olma”, olana olmayana rıza, akışa uyum, karar değiştirebilme en
önemlisi kendini sevebilme konularında çalışmaya devam edecek…
“ABLA”YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 24
“Abla” eski, otuz küsur yıllık
evini yeniden açarken haliyle birçok alışveriş yapar. Yakındaki süper market
bilmemnekadar’lık alışveriş için bilmemnereden indirimli mönü kuponu verir.
“Abla”nın hiç hamburger yiyesi yok, ne yapsın, sinemaya gittiğinde film
festivali öğrencileri kollar.
İki içecek verdiğinden iki kişiliğe
benzeyen indirimli mönüyü devretmek üzere iki oğlanın yolunu keser, öğrenci
olup olmadıklarını sorar. Olumlu yanıt alınca davasını anlatır, kuponu önerir.
İkilinin daha bakımlı, şık ve yakışıklı olanı “bize verme teyze” der, yürür. Öteki yüzünde hafif bir gülümseme, gitmek
ile kalmak arası kararsız; “arkadaşın
bunu gurur konusu yaptı, sen al, kullanmasan da bir arkadaşına ver” diyen “abla”ya
karşın bir ihtimal, ötekinin tepkisini göze alamadığından kuponu almaz,
teşekkür edip uzaklaşır.
Yılmaz, yorulmaz “abla” bir
başka ikiliyi gözüne kestirip yollarını keser, hikâyesini tekrarlar. Bereket
bunlar daha ılımlıdır, sadece “abla”nın kuponu satmak isteyebileceğinden
şüphelenmişlerdir. “Yok yahu!” der kuponun
yerini bulmasından mutlu “abla”, “Biz yirmi
yıl margarin yedik, hem de yokluğunda kuyruklara girerek; ben grafikerim, üstelik
margarin reklamı yapan ajansta çalıştım. Biliyor musunuz, ambalajında hidrojenize
diyor ya, işte ona bir hidrojen atomu daha eklendiğinde elektrik kablosu
plastiği oluyormuş, yaa… Artık doktorlar zeytinyağı yiyin diyorlar.”
Etiketler:
film festivali,
gurur,
hamburger,
Hidrojenize,
margarin,
öğrenci,
senbilirsinabla,
zeytinyağı
11 Nisan 2018 Çarşamba
“ABLA”YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 23
MonoKL Edebiyat Yayını, bilimkurgu başyapıtı üç kitap: Silo, Vardiya, Toz; yazar Hugh Howey.
Kimseyi kayırmayan, kahramanı olmayan, durumun sürekli beklendik -ya da beklenmedik- biçimde değiştiği, olması gerekenin olduğu, ne olduğunu bilemeyen roman kişileri tahminde bulunurken okuru da işin içine çekip yoran, neredeyse bir mekanikerin elinden çıkmışa benzeyen başyapıt dizisini “abla”, araya başka kitap koymaksızın, art arda –Silo, Vardiya, Toz- okumayı önerir.
Kapak içinde “Hugh Howey, Molly Fyde ve Wool gibi serilerin ödüllü yazarıdır… İlk kitabını Silo adıyla yayınlamayı uygun gördüğümüz Wool serisi yayımlandığı günden bu yana dünyada kırka yakın dile çevrilmiştir. MonoKL, Vardiya’dan sonra Toz’u da yayımlayarak Wool serisini nihayete erdirmekten mutluluk duyuyor.” denmekte…
“Abla”, Silo ve Vardiya’yı okuyalı epey olduğundan, alıntılar TOZ’dan:
Sayfa 96:
“…İkili, yargıçların insanlar hakkında sükûnetle karara vardığı o odada karşılıklı durup birbirlerini süzdü ve Juliette içinde bir yerde, kavgadan kaçmaya dair o tanıdık dürtüyü hissetti yeniden. Buna kendi yaşlarındaki bir kadına yakışmayacak, bir mekanikerin ise asla yapmayacağı, yüzünü babasının göğsüne gömüp hüngür hüngür ağlama arzusu karşılık verdi.
‘Seni tekrardan kaybetmek istemiyorum, dedi Juliette. ‘Ailemden geriye kalan tek kişisin. Lütfen bana bu konuda destek ol. ‘
Bu, dile getirilmesi zor bir şeydi. Savunmasız ve dürüstçe. İçinde Lukas’tan bir şeyler vardı artık; genç adamın ona kattığı bir parça.”
Sayfa 385:
“…‘Dursana’ diye bağırdı Charlotte. Kapıya doğru davrandı, yalnız gitmek istemiyordu. ‘Dur!’
Darcy tekrar tekmeledi. Kutu aradan kurtulmak üzereydi, yalnızca birkaç santim kalmıştı. Dronların arkasından bir silah daha ateşlendi fakat bu defa o tiz ıska sesi işitilmedi. Darcy’nin homurtusu vardı bir tek… Genç adam dizlerinin üstüne yığıldı, döndü ve öfkeyle arkasına ateş açtı.
Charlotte asansörün içinden uzanıp adamın kollarını çekiştirdi. ‘Hadi gel!’ diye bağırdı.
Darcy uzanıp onun ellerini tekrardan asansörün içine ittirdi. Sonra omzunu kutuya dayadı ve Charlotte’a gülümsedi. Ve son bir kez ittirmeden önce şöyle dedi: ‘Önemli değil. Artık kim olduğumu hatırlıyorum.’…”
Hugh Howey, Toz’un son sayfasında seriyi şöyle sonlandırmış:
“OKURLAR İÇİN BİR NOT:
2011’in temmuz ayında beni binlerce okurla buluşturan, dünyanın dört bir yanında imza günleri düzenlememi sağlayan ve hayatımı değiştiren kısa bir hikâye yazıp yayımladım. Wool’u (Serinin ilk kitabı olan Silo’nun açılış hikâyesi. Şerif Holston’ın bölümleri -editörün notu-) yayımladığım gün bunların olacağını hayal dahi edemezdim…”
“…Tek dileğim umut etmekten asla vazgeçmememiz. Her şeyin iyi ve kötü yanları vardır. Bulmayı umduğumuz şeyi bulur, görmeyi beklediğimiz şeyi görürüz. Eğer başımı hafifçe yana eğip gözlerimi kısarsam dışarıdaki dünyanın güzel göründüğünü öğrendim. Geleceğimiz parlak. Güzel şeyler olacak.
Peki siz ne görüyorsunuz?”
MonoKL Edebiyat, bilimkurgu, Silo, Vardiya, Toz, Hugh Howey, Molly Fyde, Wool, dizi,
Etiketler:
bilimkurgu,
Hugh Howey,
kitap,
MonoKL Edebiyat,
senbilirsinabla,
Silo,
Toz,
Vardiya
“ABLA”YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 22
Şahane illustrasyonları İgor Sakurov’a ait; kırmızı, siyah kapağı grafiği muhteşem, Boris Akunin AZAZEL Bir Erast Fandorin Romanı, Alfa Basım, Yayım ve Dağıtım’dan...
Bölüm başlıkları, “abla”nın çok beğendiği bir yazı karakteriyle bold (siyah/kalın) olarak,
İçinde Gevezelikten Başka Bir Şey Olmayan İkinci Bölüm, 26
Geleceğin İnsanının Ortaya Çıktığı Altıncı Bölüm, 76
Doğru Nefes Almanın Öneminin Çok İkna Edici Bir şekilde Kanıtlandığı On Beşinci Bölüm, 221 şeklinde sıralanmış.
Genç ve toy Fandorin’in başlarda, özellikle uzlaşmaz kapıcılarla diyaloglarını kahkahadan kırılarak okuyan “abla”, son derece akıcı kitabın sonunda, genç adamın birden olgunlaşmasına neden olan olayların devamını ya da diğer Fandorin kitaplarını dört –son zamanlarda üçüncü gözünün yeri de kamaşmakta olduğundan- beş gözle beklemekte!..
Sayfa 248’den:
“Nedir bu ‘Azazel’?” diye atıldı Fandorin. “Bu iblisle sizin yetimlerinizin ne alakası var?”
“Azazel bir iblis değildir, yavrum. İnsanlığın kurtarıcısının ve öğretmeninin büyük bir simgesi. Tanrı bu dünyayı yarattı, insanları yarattı ve onları kendi başlarına bıraktı. Ama insanlar o kadar zayıf ve o kadar kör ki, Tanrı’nın dünyasını cehenneme çevirdiler. İnsanlık çok uzun zaman önce yok olacaktı, eğer insanların arasında ortaya çıkan özel kişilikler olmasaydı. Onlar ne demon ne tanrıdır, ben onlara civilisateur (Fransızca Uygarlaştırıcı) diyorum. Onların her biri sayesinde insanlık ileri sıçramayı başardı. Prometheus bize ateşi verdi. Musa bize yasa fikrini verdi. İsa bize ahlaki direnci verdi. Ama bu kahramanların en değerlisi Musevilerin insana kendisinin değerli olduğu hissini veren Azazel oldu. Enoh Kitabı’nda şöyle deniyor: ‘O insanlara sevgiyi götürdü ve onlara göklerde bilinen sırları açtı.’…”
“Abla” kitaplığının vazgeçilmezleri arasında yer alan, Hermes Yayınları 4. Baskı, Peygamber Enok’un Kitabı, sayfa 36’dan:
“8. Bölüm
1. Azazil insanlara kılıç, bıçak, kalkan ve zırh yapmayı öğretti. Ayrıca onlara metal işçiliklerini gösterdi: Bilezikler, takılar, boya kullanımı, kaşların güzelleştirilmesi, en değerli ve seçkin taşların kullanımı ve topraktan çıkan maddelerin ve metallerin boyanması…”
Sayfa 37’den:
“…5. Azazil’in neler yaptığını, dünyaya nasıl tüm kötülükleri öğrettiğini, göklerin ebedi sırlarını nasıl ifşa ettiğini gördün…”
17 Mart 2018 Cumartesi
“ABLA”YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 21
“Abla”nın, kavraması zor bulsa da beğendiği bilimkurgu, Philip K. Dick’in yazdığı UBİK, Altıkırkbeş Yayını: Kitabın iç kapağındaki, başta kendisini gülümseten, “Kadıköy’ün yağmurlu ve puslu günlerinde hazırlanan bu kitap sizi uçurumdan aşağı atabilecek güce sahip olabilir. Herhangi bir ve özellikle izinsiz olarak iktibas edildiğinde Kadıköy’ün o bilinen, serin ve rutubetli lâneti, yıllar boyunca bunu yapanı takip eder, saçları dökülür, rüyasında sürekli olarak Kadıköy sokaklarından akın akın geçerek yıllık intiharlarını gerçekleştirmeye giden lemur sürüleri görür ve derin bir yalnızlığa gömülür” uyarısını sonradan çok ciddiye alır. Yalnızlık neyse de, yaşı ilerledikçe azalma eğilimine giren gümüş rengi dalgalı caanım saçlarının böyle amansız bir lanetle kendisini terk etmesi tehlikesini göze alamaz.
Efendi efendi, kitabın, iki planıyla H. G. Wells’in Zaman Makinesi’ni anımsatan şahane Archer Eczanesi bölümü başta, okuyup bayıldığı Tibet’in Ölüler Kitabı’nı referans almış reenkarnasyonla ilgili değinmelerinden söz etmekle yetinir. Yine de kabaca, kitabın konusunu; Glen Runciter, durdurucu, telepat, önbilici vb’den oluşma seçkin ekibinin başına gelenleri çözmeye çalışırken, yarı yaşamlı genç karısına danışan bir sağduyu organizasyonu patronudur, bir de her derde deva UBİK vardır; diyerek özetlemekten geri durmaz.
“Abla”nın, S. Spielberg’in, konusunu yine Philip K. Dick’in bir kısa öyküsünden alan Azınlık Raporu’ndan tanıdık “precog” gibi, kendi üretimi pek çok sözcükle desteklenmiş, geniş hayal gücü ürünü birçok teknik gereçle zengin, muhteşem mekânlar yaratan yazarın, diğer kitaplarının peşine düşmesi gayet tabiidir.
Efendi efendi, kitabın, iki planıyla H. G. Wells’in Zaman Makinesi’ni anımsatan şahane Archer Eczanesi bölümü başta, okuyup bayıldığı Tibet’in Ölüler Kitabı’nı referans almış reenkarnasyonla ilgili değinmelerinden söz etmekle yetinir. Yine de kabaca, kitabın konusunu; Glen Runciter, durdurucu, telepat, önbilici vb’den oluşma seçkin ekibinin başına gelenleri çözmeye çalışırken, yarı yaşamlı genç karısına danışan bir sağduyu organizasyonu patronudur, bir de her derde deva UBİK vardır; diyerek özetlemekten geri durmaz.
“Abla”nın, S. Spielberg’in, konusunu yine Philip K. Dick’in bir kısa öyküsünden alan Azınlık Raporu’ndan tanıdık “precog” gibi, kendi üretimi pek çok sözcükle desteklenmiş, geniş hayal gücü ürünü birçok teknik gereçle zengin, muhteşem mekânlar yaratan yazarın, diğer kitaplarının peşine düşmesi gayet tabiidir.
24 Aralık 2017 Pazar
"ABLA"YA GÖRE HAL VE GİDİŞ 20
Akaşa Yayıncılık'tan çıkmış Onikinci Kryon kitabı YENİ İNSAN, İnsanlığın Tekamülü, özellikle 30 Eylül - 6 Ekim 2015 tarihlerinde Kryon'un İsrail Turunda verdiği On Üç Mesaj, "abla"nın kafasını kurcalayan bir çok soruya derin yanıtlar verir: Bunlardan biri İsraillilerin neden, ne için "seçilmiş" oldukları sorusudur; Kryon onların Dünyaya Tek Tanrı anlayışını sunmaları için seçildiklerini bildirir. Öyle ki bu büyük görev şimdi de bu halkı, göbeğinde yaşadıkları onca nefrete karşın barış için çabalamaları gerekliliğine hatta zorunluluğuna taşır.
Kitaptan, aralarında Kryon'un İstanbul seminerine atıfta bulunduğu ilginç bazı bölümler:
Sayfa 210'dan: "...Dünya tarihinde, bugün kullandığınız elektrik bir adam sayesinde elde edildi. Şimdi bunu iyi dinleyin, çünkü bu tüm mesajın esasıdır: Halen kullanılan elektrik türü olan alternatif akımı bir bilimciler kurulu icat etmedi. Onu, elektriği inceleyen bir üniversite bilim grubu icat etmedi. Bir adam bu dünyaya Akaşik bir amaç ile geldi. O, sadece bu amaçla, doğru zamanda doğru yere gönderilmiş olan bir ruha sahipti. Hatta onun yapabileceği şeyler sınırlanmıştı ve o keşfedip geliştirdiği diğer şeyleri sürdüremediği için hayal kırıklığına uğramıştı. O, hedeflerine erişemediği hissiyle mutsuz olarak öldü. Evet, Nikola Tesla bu dünyaya tam zamanında gelmişti ve o öngörülemeyen bir etkendi..."
Sayfa 215'den: "...Bu yer, insanlığın dualitesini temsil eder. O, kendinizi yok etme seçimini temsil eder ve daima insan ırkının geleceğinin bir parçası olmuştur. Siz İnsan ırkını yok etmeyi dört kere neredeyse başarıyordunuz! Bu, bilinen tarih değil, bilinmeyen tarihtir. Siz tarihi ne kadar bildiğinizi düşünürseniz düşünün, bu tarihten önce de büyük bir tarih vardı. Ama sevgili varlıklar, bunun son şansınız olması gerekiyordu ve birden kehanetler ortaya çıkmaya başladı.
Mahşer Savaşı burada meydana gelecekti.... Bu, dualitenin, insanlığın sonunun, asla görmediğiniz ölçekte ölümlerin merkezidir.
Benim partnerimin yaşam sürecinde bir çokları kitlesel yıkım silahlarına ulaşabilir hale geldiğinden, kehanetler üzerinde odaklanılmaya başlandı. Dünyanın iki süper gücü Mahşer Savaşı için hazırlanmaya başlıyordu. Bu 3B tarihidir ve hiç de ezoterik değildir. Bu süper-güçler, çok uzun olmayan bir zaman önce, elli bin nükleer silahı birbirlerine doğrultmuşlardı ve Dünya Mahşer Savaşı'na hazırdı. Kehanet buydu ve şimdi siz bu yerin o kehanetle aynı adı taşımasının neden mantıklı olduğunu biliyorsunuz. Çünkü nihai dünya savaşını başlatacak olan çekişme noktası İsrail'deki sorunlar olacaktı. Mahşer Savaşı'nı başlatacak olan buydu. İsrail ile yapılmış olan antlaşmanın yükümlülükleri Birleşik Devletleri işe karıştıracaktı. Bu yükümlülükler, Sovyetler Birliği'nin antlaşmanın yükümlülüklerine aykırı olacaktı. Bu sürecin nasıl işlediğini bilirsiniz; siz bir bomba attığınızda tüm bombaları atmak zorunda kalırsınız. Savaş böyledir ve daima böyle olmuştur. Siz bir savaşı hemen kazanacak vasıtalara sahip olduğunuza inandığınızda, sınırlı ölçekte bir savaş yapmak çok zordur. O ya tam savaştır ya da değildir. O ya yaşamdır ya da ölümdür sevgili varlıklar, siz şu anda ölümün içinde oturuyorsunuz. Lütfen dinlemeye ve okumaya devam edin. Bunun nasıl mantıklı gelmiş olduğunu görüyor musunuz? İsrail'deki sorunlar nihai savaşı yaratacaktı ve bu yer "sıfır noktası" idi. Ya da öyle miydi?..."
Sayfa 217'den: "...Savaşın tek yol olarak görünmesi bir başka kölelik türünü temsil eder ve siz en sonunda bu düşünce köleliğinin eski topraklarından kurtulacaksınız. İnsanlar, en sonunda, savaşın geçmişe ait, çirkin ve asla çözüm oluşturmaz olarak görüleceği bir bilincin Vaat Edilmiş Topraklarına, yeni ve tekamül etmiş bir insan doğasına erişeceklerdir!
En sonunda, dünyanın bilgeliği savaşın savaşa yol açtığını, bunun bir hastalık olduğunu ve asla bir çözüm olmadığını anlayacaklardır. Sevgili varlıklar, eğer bu dünyadaki herhangi bir savaş çözüm olsaydı, başka bir savaş olmazdı, oysa savaşlar devam etmektedir.
Siz yavaş yavaş, yeni düşüncenin Vaat Edilmiş Topraklarına giriyorsunuz..."
Sayfa 219'dan: "...Maya halkı (ve diğerleri) beş bin yılı aşkın bir zamanı kapsayan uzun bir takvim yaratmışlardı ama o takvim 2012'de sona erdi. Eğer insanlık 2012 Aralığı'ndaki eşiği geçerse diye, yıllar önce (Ekinoksların Presesyonu'nun yeni bir döngüsünün başlangıcında başlayacak olan) yeni bir takvim yaratılmıştı. Maya takvimi kehanetine göre, eğer insanlık kendini yok etmeden önce o eşiği geçerse, bir Mahşer Savaşı olmayacaktı. Sizin ayrıca takvimi de yeniden başlatmanız gerekecekti. Bu İnsan bilincinin takvimidir..."
Sayfa 224'den: "...Şimdi bir başka konuya geçelim. Ben tarihten söz etmek istiyorum. Size, hepinizin işitmemiş olduğu bir bilgi vermek istiyorum: Dünyanın belirli bölgelerinde bu çok iyi bilinir ama burada o kadar iyi bilinmez. Bu bölgede, siz bölgenin tarihi le dolusunuz. Bu bölgede yaşamış olan peygamberlerle dolusunuz, daha fazla bir şeyle değil. Siz, benim şimdi söyleyeceğim şeyin farkında olmayabilirsiniz. Daha büyük bir tablo vardır ve ben onu özümsemenizi ve anlamanız istiyorum. Gidip onu araştırmanızı istiyorum, çünkü o Kryon'dan kaynaklanmadı. Ben size asla işitmemiş olabileceğiniz bir tarihi ve kehaneti sunacağım.
Biz İstanbul'dayken,* "Dünya'nın Bilinmeyen Tarihi" başlıklı bir mesaj sunduk. Biz bu mesajı orada sunduk, çünkü bölgede ve onun civarında, tarihçilerin anlayamadıkları, var olmamış olması gereken kültürleri, asla görülmemiş olan dilleri (çivi yazılarını) içeren yerlerle ilgili bir çok yeni keşif yapılmıştır. Sizin düşündüğünüzden çok daha eski bir tarih vardır. Bu bölgede bile, sizin düşündüğünüzden daha eski bir tarih vardır. Biz, Sümerlerden söz ediyoruz. Sümer Uygarlığı aslında dokuz bin yıldan eskidir ve bu bölgede var olmuştur. Gidip onu da araştırın.
Sevgili varlıklar, Lemurya denen yerden gelmiş olanlar, bu dünyada otuz bin yıldan daha eski olan bir Akaşa'ya sahiptirler. Şimdi, bu bölgede yaşayıp da bu mesajı dinleyenler, kanalı kapatmayın. Ona bir şans verin. İnsanlığın sizin düşündüğünüzden çok daha uzun bir zamandır burada olduğunun kanıtları vardır. Öyle ki bu bölge onun yanında genç kalır!
Aborijinler kadim yerli halktır. Biz yerli sözcüğünü tekrar tekrar kullanacağız. O, bir bölgedeki orijinal İnsan anlamına gelir. Yerliler, ilk halklar. Onların çoğunun bir ülkesi yoktur. Onların bir ailesi, bir kabilesi ve -sizin işitmemiş olduğunuz, onların kimliklerini temsil eden- kabilesel adı vardır. Aborijin halkının otuz bin yılı aşkın bir zamandır kendi toprağında bulunduğu belgelenmiştir. Çünkü o zamanlar orada fatihler yoktu. Avustralya tecrit olmuş bir kıtadır ve hiç bir şey ona dokunamamıştır. Onlar dışarıdan gelenlerle savaşlar yapmamışlardır. Böyle bir şeyi hayal edebilir misiniz? Avustralya hükümeti kendi yerli halkının bu kadar eski olduğunu belgelemiştir. Bu yerli halk otuz bin yıldır oradadır.
Bu da, İbrahim doğduğunda, Aborijinlerin kendi uygarlıklarında en az yirmi bin yıldır yaşıyor oldukları anlamına gelir. Bana inanıyor musunuz? Sizden bunu da araştırmanızı istiyorum. Bunu kendiniz araştırım ki size söyleyeceğim şeyi anlayabilesiniz. Sümerler daha yeni ortaya çıkarlarken bir yerli halkın yirmi bin yaşadığı bir kıta varken, nasıl olur da Sümer uygarlığı dokuz bin yıl önce uygarlığın başlangıcı olabilir? Bazılarınızın henüz işitmedikleri kehanetler vardır ve onlar bu dünyadaki ilk insanlardan gelmiştir. Bu kolektif bir kehanettir. Kolektif kehanet, o kehanetin farklı bölgelerde yaşamış ve birbirleriyle asla karşılaşmamış olan yerli kabilelerden kaynaklandığı anlamına gelir.
On bin yıllık aynı kehanetin, her iki taraftaki orijinal yerli halklar tarafından bilindiği yakın geçmişte keşfedilmiştir. Tekrar soruyorum: Siz Maya takvimini işitmiş miydiniz? Bir çoğunuz işitmediniz. Bazılarınız "O çok uzaktaki putperest kültürdeki gizemli bir şeydir" diyeceklerdir. Onlar putperest değillerdi! Onlar Tek Tanrı'ya -sizin bu bölgede yaptığınızdan farklı biçimde- inanıyorlardı. Onların Tek Tanrısı, tüm canlılarda merkezlenen Yaratıcı Kaynak idi. Her şey tek bir kaynaktan gelmişti ve onlar bunu biliyorlardı..."
*Kryon İstanbul Semineri, 11 Nisan 2015 Cumartesi, Bilinmeyen Tarih başlıklı Kanal Seansı Çevirisi:http://senbilirsinablablogu.bl ogspot.com.tr/2015/05/abla-nis anda-katldg-seminerin-bant.htm l
Etiketler:
Aborijin,
Akaşa,
Ekinoksların Presesyonu,
İnsanlığın Tekamülü,
kehanet,
Kryon,
Lemurya,
Maya takvimi,
senbilirsinabla,
Sümerler,
Tesla,
YENİ İNSAN
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
