Hakan Günday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hakan Günday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Mart 2014 Perşembe

"Abla"dan bir kaç kitap: Dilsizin Kızı, Cadı Avı, Kinyas ve Kayra, Daha, İmkânsızın Şarkısı, Galîz Kahraman

 
Evinde her daim, aynı zamanda okunmakta –oradan oraya taşımaya üşendiğinden biri yatağının başucunda- iki kitap bulunan “abla”, ezoterizm, araştırma, roman, son zamanlarda çoklukla polisiye… okur da okur: Ruhi Mücerret, Korkma Ben Varım, Dublörün Dilemması ile Murat Menteş’i tanır, derin içsel yaklaşımına bayılır. Maj Sjöwall ile Per Wahlöö’nün yazdığı, tümünü okuduğu Martin Beck serisini keşfeder, yargılarından yoksulluğuna, dönemi içinde sadelikle aktardığı öykülerini çok beğenir.
 
Yaz boyu okuduğu kitaplar arasından, beğendiklerinden bir kaç satır kopyalamayı akıl ettikleri üzerine yazmayı görev bilen "abla"ya, hüzünlü öyküsüne karşın en iri kahkahayı attıran, Everest Yayınları'ndan, yazarı Pavlos Matessis, Dilsizin Kızı. Sayfa 116'dan: "...Yurtseverlik teması üzerine kurulu bir başka eserde de bir Türk vardı sahnede. (Fakat Alman SS üniforması vardı üstünde.) Devşirmek için bir çocuk kaçırmaktadır. Adriana, elinden çocuğu alınan bir anne rolünde, rüzgâr gibi dalar sahneye. Sırası gelmeden önce yemek yapmaktadır, haydi sahneye çıkıyorsun, diye çağırdıklarında. Ne söyleyecektim ben diye sorar; çocuğunla ilgili, derler, hatırlatmak için. Tamam, siz yemeğe bakın, yanmasın, diyerek sahneye çıkar, SS giysili Türk'ü kucaklar, Yavrum benim! der; ben senin kaybolmuş annenim! Türk ne yapsın, (Tasi canlandırmaktadır Türk'ü), diz çöker, anne! diye haykırır. Ve izleyiciler alkışı basar..." İkinci Dünya Savaşı sırasında babaları Arnavutluk’a savaşmaya giden ailenin, hayatta kalma çabasını tüm içtenliğiyle anlatan kitap “abla” göre, okurun pek çok insanî kavramı dürüstlükle sorgulamasını sağlar.
 
Küçük kız kardeşinin önerisiyle okuduğu ilk Hakan Günday kitabı Az için "abla", "akıl almaz şiddeti anlatırken ustalıkla taklalar attırdığı söze hükmederek okura da kahkahalar attıran yazarının üstün becerisi, "abla"ya kalırsa, ancak ve ancak -kendisinin de- mensubu olduğu belagat burcu İkizler'den kaynaklansa gerek" diye yazmış.*
 
Komşusu -yazarla arkadaş oğlu, Daha’nın kapağının çizeri- hanımdan alıp okuduğu -Az’a kıyasla çok daha sert bulduğu- ikinci kitaptan "abla", daha çok içsel bir anlatımı not eder: Om Yayınevinden, Hakan Günday, Kinyas ve Kayra, sayfa 518'den: "...Annem elindeki kitabı kapatmış, konuşmamızı seyrediyordu. Dinlemiyordu. Sadece tadını çıkarıyordu. İki çocuğunun yeniden bir araya gelip önemsiz konularda, önemsiz planlar yapmalarını zevkle izliyordu. Hayattaki en huzur verici şey, önemsiz projeler yapmaktı. Çünkü işlerin önemi artınca, verdikleri acı da büyüyordu. Bunu sadece annem değil, hepimiz öğrenmiştik. Sıradanlıktan geçiyordu kurtuluşumuz. İlk seçimlerde iktidardaki partiye oy vermeye yemin ettim o an. Yığının içinde olmalıydım. Sıcak tutardı!.."
 
Okuduğu son Hakan Günday kitabı Daha, Doğan Kitap'tan; Depo’daki ülke ve itaatle ilgili bölümüne bayılan “abla”nın, lav kıvamında öfkesi çok bereketli yazarın, kaza sonrası fizik beden içerisinde dolaştığı sıra olduğu gibi, bir gün huzura açılan kapıyı da keşfedebileceğini düşündüğü kitabın 29. sayfasından: "...Özellikle de Harmin ve Dordor kardeşler. Bu hayatta görüp görebileceğim en garip adamlardı ve onları gerçekten de seviyordum. Çünkü onlarla hayat, yok gibiydi. Hiçbir kuralı olmayınca, hayat da yavaşça buharlaşıp havaya karışıyordu. Ne zaman, ne ahlak, ne babam, ne de korku kalıyordu. Bulundukları yerdeki asgari medeniyeti derhal çöle çevirip, o çölün kumundan da dev bir ayna yapıp üstüne ruj rengi kanla veda mesajları yazacak kadar vahşiydiler..."
 
Kapağında “Önyargı öldürür” yazan Cadı Avı’nı çok sürükleyici ve “puslu” konusunda da epey aydınlatıcı bulan “abla”ya göre anlatılan, ne fantastik ne de önyargı ile ilgili… Kadının cinselliğiyle yargılanıp, yasaklanmasının, cezalandırılmasının kökeni, yüzyıllar sonra kadınlığına yeniden bin bir zahmetle sahip çıkışı elbette, bir kadın olan “abla”yı derinden etkiler. Doğan Egmont Yayıncılık (Dex), Devin O'Branagan, Cadı Avı, sayfa 258'den harika bir ezoterik anlatım: "...Denver, tanrılarla birlikte uçuyordu. Kara kuzgunların, kızıl atmacaların, altın renkli kartalların, beyaz akbabaların eşliğinde gökyüzünün yükseklerinde daireler çizerken, coşkuyla dolup taşıyordu içi. Yanında uçan kuşlar hayvanlar âlemine ait değillerdi oysa; görünümleri Denver'ı andırıyordu. Onunla Gal, Cheyenne, İnka dillerinde konuşurlarken -Denver İnkalarla babası üzerinden uzaktan akrabalığı olduğuna kanaat getirmişti- gizemli hakikatleri ileten sözcüklerini anlayabiliyordu. İlahi gerçekliğin tahayyülü zor doğasını kavramaya başladıkça ruhu daha da yükseldi. Bakışları aşağı kaydığında, yeryüzünü, maddi yanılsamanın yaratılması için iç içe dokunmuş rengarenk ışıklardan oluşan harikulade bir ağ olarak gördü. Kanatlarını destekleyen hava, görünen hayatı dokuyan kudretli usun kendisiydi. Önce tüyleri, sonra cildi, sonra kanıyla organları değişime uğramaya başladı yavaşça; en sonunda kendi özünden başka bir şey kalmamıştı geriye ve bu öz, kudretli usla birlik içindeydi. Gücün içinde olduğu bu yerde, yeni bir desen dokumaya girişti. Kendi için ulu bir kuşun biçimini tasarlayarak, bir kez daha tanrılarla uçmak için yükseldi..."
 
Eş dostun “Öykü aslında 500 sayfadan fazla etmez” fikrine katılsa da “abla”, tekrarlar yüzünden şişmişe benzeyen 1200 küsur sayfalı Murakami kitabı 1Q84’ü 1.5 ayda, beğeniyle okur: Boyutlar arası geçiş kafasını kurcalayan konulardandır, ilgili anlatımlara hele çift ay’a bayılır. Doğaüstü görünen bir tür transferle hamile kalan kahramanın, ömür boyu ortalama 300-400 yumurta yaptığını bildiği kadın bedeniyle, “abla”nın ezoterik bir metinde okuduğu, ortalama enkarnasyon sayısı 300-400’dür, bilgisi arasındaki paralellik büyüleyicidir. Ölü keçinin/varlıkların ağız-boğaz yollarının boyut kapısı olarak kullanılışı anlatımları ise, “abla”nın kendi kültüründeki, ölülerin çenelerinin bağlanması geleneğine bir anlam kazandırır.
 
Önemli bir döneme sakince tanıklık eden, vurucu bir gelişme için 200’lü sayfalara kadar sabretmek gereken, Doğan Kitap'tan Haruki Murakami, İmkânsızın Şarkısı, sayfa 218'den: "...-O zaman anladım ki hepsi de rasgele işler yapıyorlar. O koca koca söylevleriyle, sadece ve sadece yeni kız öğrencilerde hayranlık uyandırmak ve ellerini eteklerinden içeriye sokmak için böbürlenip duruyorlar. Bundan başka düşündükleri bir şey yok. Sonra da, dördüncü yıla geldiklerinde, Mitsubishi'de, İBM'de veya Fuji Bankası'nda işe alınmak için saçlarını kestiriyorlardı, sonra da Marx'ı hiç okumamış güzel bir genç kadınla evleniyorlar ve çocuklarına olmadık, gülünç adlar veriyorlardı. Bütün bunların içinde, eğitim-endüstri işbirliğinin yok edilmesi nerede kalıyor? Öylesine gülünç ki insanın ağlayası geliyor. Ve öteki genç öğrenciler, onlar da yamandı. Hiçbir şey anlamadıkları halde, bilgiç bilgiç gülüyorlardı. Ve sonra da bana aptalmışım gibi davranıyorlar, anlamasam bile anlıyormuş gibi görünmemi öğütlüyorlardı..."  
 
Galîz Kahraman, "abla"nın her kitabını çıkar çıkmaz edinip okuduğu, espri anlayışına bayıldığı son -yazarın kapak resmini de çizdiği- İhsan Oktay Anar kitabı İletişim Yayıncılık yayını; sayfa 30'dan: "Öyle ki talih yâver giderse bu, "El, Eli, Eliyle, Elledi" gibi bir cümle olur ve şiir müsabakasında büyük ödülü kazanırlardı. Ama daha çok, deliryum ile demans arasındaki sanatkârane sahada kol gezen bu şahıslar, zemine domuz kanıyla bir yıldız çizerek köşelerde  mumları yaktıktan sonra, kukuletalarını da başlarına geçirip işte bu anlaşılmaz sözleriyle Şeytan çağırsalardı, sadece o değil, bütün cin taifesi gelip kulak kabartır ve onların ilmine artık hayran olduğundan Karanlık Melek, insanoğluna derhal secde ederdi. Hoş! Benzetmek gibi olmasın, bu sözlere sadece Şeytan değil, kadın kız da tav olurdu. Çünkü o gece Ümmü Gülsüm Kıraathânesi'nde toplanan bu münevverlerin mezhebi ille bir "izm" ile açıklanacak olursa, seçilmesi gereken uygun kelime 'priapizm' idi. Yazdıkları ve yazacakları her bir metin, söyledikleri her bir söz, cins-i lâtife bir çük teşhiri, bir priapist manifestoydu. Lâkin işin can alıcı noktası, edep yerini edebî bir şekilde gösterebilmekti..." Maceralarını kahkahalar atarak okumuş olsa da “abla”, İdris Amil Efendi’nin nasıl olup da “hazretleri” mertebesine ulaştığını kavrayamaz; belki diye düşünür yazarı bir başka kitabıyla bu konuyu açıklığa kavuşturacaktır.
 
*Hakan Günday romanı Az hakkında “abla”nın yazdıkları:

29 Şubat 2012 Çarşamba

"Abla"dan üç film, iki de kitap: Kevin Hakkında Konuşmalıyız, Zenne, Bir Zamanlar Anadolu'da, Az, Işığın Kobrası.

Kuzeninin hararetle önerdiği Kevin Hakkında Konuşmalıyız, 2011 Filmekimi'nden, ABD İngiltere, 2011 yapımı: Yönetmen Lynne Ramsay, oyuncular Tilda Swinton, John C. Reilly, Ezra Miller... Çocuksuzluğu seçmiş eş dosta "iyi ki!.." dedirten filmin iki baş kahramanından -diğeri haince kötü yüz ifadesini hiç yitirmeyen oğul- anne Eva, (zor oyunculuğun altından alnının akıyla kalkan Tilda Swinton), baba Franklin (John C. Reilly) kucağına verilen Kevin ile henüz tanışmakta iken, hastane yatağında kara kara düşünür. Görünürde hiç sebep yokken, doğduğu günden başlayarak annesiyle ilişkisini alabildiğine düşmanca sürdüren oğul, aksine babasıyla pek sevecen ilişki içindedir; o kadar ki anne, kendisinden şüpheye düşer, eşinin bilgisi dışında yeniden hamile kalır. Sondan başa ilerleyen, izleyiciyi geri dönüşlerle, ne olduğu hakkında bilgilendirirken gerilimi giderek tırmanan filmin finalinde, Kevin'in 16. doğum günü armağanı -enstrümanı- ile, bir sanat başyapıtı ortaya koyarcasına yarattığı kıyım, "abla"ya kalırsa bir karma temizliği / dengelenmesi öyküsü. "Annenin" der "abla", çıkışta filmi birlikte izlediği arkadaşına, "iyi niyeti, gayreti, tartışmasız alttan alan tavrı, her şey olup bittikten sonra dahi oğluyla sürdürmeye çalıştığı ilişkiye bakılırsa, bu ikisi arasında önceki yaşamlarından gelme kapanmamış bir hesap olsa gerek."

Türkiye 2012 yapımı, 48. Altın Portakal Film Festivali'nden beş ödüllü Zenne: Yönetmenler M. Caner Alper, Mehmet Binay, oyuncular Kerem Can, Erkan Avcı, Giovanni Arvaneh... Yaşamını dans üzerine kurup sürdüren Can, çevresinde dolanan -devamsız- üniversite öğrencisi Doğulu Ahmet ve Afganistan'da fotoğraf çekerken tanık olduğu trajedi yüzünden darmadağın, İstanbul'a sığınan Daniel'in yolları kesişir. Fotoğrafçıyla, babasının kayıp yaşamını özgürce yaşamak isterken, annesinin, cinayete varacak nefretinin odağı haline gelen Ahmet'in aşkı ile, cinsel enerjisini yaratıcılığa dönüştürerek görkemli dans gösterileri düzenlemeyi başaran Can çevresinde, eşcinsellerin, yaşamın her alanında olduğu gibi askerlik kurumunda nasıl aşağılandıklarının anlatıldığı filmin sonunda Der Spiegel'de 2009'da yayımlanan bir habere göre Dünyanın en büyük porno arşivinin Türk ordusu arşivlerinde olduğu belirtilir.

Türkiye Bosna 2011 yapımı, Bir Zamanlar Anadolu'da, "abla"nın izlemeye kıyamadığı, öteleye erteleye kendince en uygun ruh halini beklediği film, tüm bu özeni fazlasıyla hak eder: Yönetmen, "abla"nın her işini beğendiği Nuri Bilge Ceylan. Oyuncular Muhammed Uzuner, Yılmaz Erdoğan, Taner Birsel... gibi görünmekte ise de, özellikle ilk 1 saat 19 dakika boyunca bozkır gecesini otomobil farlarıyla, tandır ateşiyle, ampullerle, idare lambasıyla çizen, tarayan, yalayan, ısıtan, ışıtan ışık filmin baş rolünde. Bir taşra kasabasında, gece boyu, bir içkili kıskançlık cinayetinin keşfini yapmak niyetiyle o çeşme senin bu çeşme benim dolanıp duran zanlı, savcı, doktor, polis, jandarma, mola verdikleri muhtar; her biri kendi derdine bulanmış, kendi hikayesini anlatır. Tekrar tekrar bakılası, izlenesi, görülesi film "abla"nın, "muhteşem!" dediği türden bir başyapıt!

Doğan Kitap 2011 baskısı Az, yazarı Hakan Günday'ın aynı yayınevinden çıkan yedinci kitabı. Bir yanıyla, zamanında okuduğunda "abla"nın derin hayranlık duyduğu Oğuz Atay'a -ki içinde, özellikle Tutunamayanlar'ı bir kez daha okuma hevesi uyanmıştır- güzelleme sayılabilecek romanın, akıl almaz şiddeti anlatırken ustalıkla taklalar attırdığı söze hükmederek okura da kahkahalar attıran yazarının üstün becerisi, "abla"ya kalırsa, ancak ve ancak -kendisinin de- mensubu olduğu belagat burcu İkizler'den kaynaklanır.

Az, sayfa 150'den "...İngilizce dilbilgisi kurallarını hâlâ öğrenememiş olsa da, o dünyaya ait kuralları çok iyi bildiğinden, kısa sürede kendine bir çete kurmuştu. Yatırcalı akrabalarının Londralı çocuklarından oluşan küçük sürüsünün adı Fighting Wolves'du. İlk bir kaç hafta Ubeydullah ve Bezir, Regaip'in peşinden koşmuş ancak birden durmuşlardı. Çünkü Regaip'in bir korucu olduğunu hatırlamışlardı. Ve saklandığı yer bir dağ değil, Londra da olsa, bulunmak istemeyen bir korucuyu aramak boşunaydı. Bulunamazdı. Dolayısıyla geriye, alabilecekleri tek bir önlem kalmıştı. Onu da Ubeydullah halletti. Çok, ama çok büyük içtenlikle beddua etti!"

Butik Yayıncılık'tan 2008 baskısı Işığın Kobrası, 2012'nin Ötesi, Dünya'da Enerjinin Değişimi ve Dişil Işığın Yükselişi adlı kitabın yazarı Drunvalo Melchizedek. Kitabın arka kapağından: "Dünya'da her 13.000 yılda bir, her şeyi değiştiren kutsal ve gizli bir olay gerçekleşir. Tabiat Ana'nın Kundalini enerjisi, gezegenin temelindeki yerinden ayrılır ve bir yılan gibi dünyamızın yüzeyine hareket eder. Bir zamanlar antik Lemurya'daki yuvasında olan enerji önce Atlantis'e ardından Hindistan ve Tibet'in Himalaya Dağları'na geçti ve her yer değişikliğiyle, spiritüel anlayışımızı değiştirdi. Ve cinsiyet. Ve kalp. Bu kez Işığın Kobrası 13.000 yıl kalacağı yeni yerine Şili ve Peru'nun And Dağları'na taşındı. Böylelikle dünyada da dişil ışığın yükselişi başlamış oldu."

2011 yılının Ağustos sonu ile Eylül'ünün ilk haftasını Peru, Bolivya'da geçiren "abla"yı pek etkileyen Machu Picchu'daki seremoni: (Sayfa 210) "Machu Picchu'da antik kütüphanelerin ve kayıtların saklandığı ve hemen gözünüze çarpacak şekilde düz alan yerleştirilmiş iki yer vardır. Peru'nun çevresi tapınaklarla doludur ve bu tapınakların çoğunun ortasında, taş heykel gibi görünen, oyuk bir kaya vardır. Biraz duyarlılıkla, bu "kayıt koruyucularının" birinin yanında oturabilirsiniz ve elinizi, kayadaki belli bir oyuğun üzerinde gezdirerek, oraya yüzlerce, hatta binlerce yıl önce yerleştirilen detaylı görüntüleri, içsel görüşünüzde görebilirsiniz... İnka rasathanesinin zemininin de bir kaya "heykel" olmasının sebebi budur. İnkalar, Ekinoks Presesyonu gibi astronomik değişimleri algılayabilmeleri için, gece gökyüzünde oluşan bu fenomen ve değişimleri binlerce yıl, tek bir insanın yaşamından çok daha uzun süre kaydetmek zorundaydılar. İnka'nın bu kaya kayıt koruyucuları ile yarattığı şey, günümüzde modern bilgisayarlarımızın başardığı doğruluğa denkti.
İlk seremonimiz için önceden belirlenmiş bir alan seçildi ve zaman yaklaştıkça, grubumuz üyeleri gelmeye başladı. Sonuçta tüm grup toplanmıştı.
Ben yere, Peru'ya özgü bir kumaş serdim ve dört kristali, dört yöne yerleştirdim. Ortası için özel bir kristal getirdim ve sonra, katılımcıların getirdikleri nesneleri sunağa yerleştirmeleri için seremoniyi başlattım. Kısa sürede tüm kumaşın üstü, kutsal nesnelerle dolmuştu....
Sunak hazır olduğunda seremoniye başladık. Ve dört yönde enerjilerimizi belirlemeye başladığımız anda yine dev bir akbaba grubumuzun üzerinden uçtu. Aslında, tam sunağa doğru pike yapmıştı ki son anda yükseldi.
İnka şamanları bu işareti büyük neşeyle karşıladılar, çünkü bu, bizim, gelip onların insanlarını kurtaracakları yönündeki kehanette bahsedilen grup olduğumuza inanmaları için gereken üçüncü işaretti. Peki ikincisi neydi? Bilmiyorum, şamanlar, sadece gördüklerini söylediler, ne gördüklerini değil..."

Tabiat Ana'nın hizmetinde geçen 35 yıllık hikâyesini bir gezi kitabı gibi anlattığı, "abla"nın bayıldığı, huşu içinde okuduğu kitabın sonunda, Drunvalo Melchizedek sözlerini (sayfa 241) "...21 Aralık 2012'de, Ekinoks Presesyonu tamamlanacak ve bir başka 13.000 yıllık dönem başlayacak. Bu sürede, eski dönem ve insan yaşamını kontrol etmenin eski eril yolları bozulmuş olacak. İnsanları Işık'a götürme görevi kadınların olacak. 18-19 Şubat 2013 tarihinde, Maya, yeni dönemin ilk seremonisini gerçekleştirecek. Bu da insanlıkla "kişisel" bir seviyede etkileşime başlamak için her yerde yaşamın açılışını tetikleyecek ve insanlık hızla, Dünya üzerinde kalan insanları iyileştirecek..." diyerek bağlar.